Suruç Saldırısı veya Türkiye’nin Pakistanlaştırılması

Suruç’ta gerçekleşen saldırı, Türkiye’nin AKP Hükümeti tarafından nasıl bir bataklığın içine çekildiğini ortaya tekrar ve çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. Daha önce Gaziantep, Reyhanlı ve Cilvegözü’nde Türkiye’yi vuran Suriye iç savaşı, Suruç  Saldırısı  ile Türkiye sınırından içeriye en büyük dalgayı atmıştır. AKP Hükümetleri, 2011’den bu yana Suriye’de Esad rejimini devirme adına, adım adım Türkiye’yi Suriye iç savaşında yer alan cihatçı selefi örgütlerin cephe gerisi haline getirmişlerdir. Suriye iç savaşında, cephede çarpışan cihatçı selefi gruplar, Türkiye’yi eleman devşirdikleri, dünya ile irtibat kurdukları, dünyadan topladıkları elemanların geçiş koridoru yaptıkları, yaralılarını tedavi ettikleri, finans kaynağı oluşturdukları, silah ve cephane temin ettikleri, cephe gerisi haline getirmişlerdir. Suriye’de 2011’den bu yana yaşanan süreç, Suriye’yi Afganistanlaştırmıştır. Suriye, Afganistanlaşırken Türkiye ise Pakistanlaşmıştır. Diğer bir ifade ile, Afganistan iç savaşı sırasında Afganistan ile Pakistan arasında kurulan ilişkiye benzer bir ilişki, Türkiye ile Suriye arasında kurulmuştur.   

Esad’ı devirmeyi bir tutku haline getiren AKP Hükümetleri, cihatçı selefilerin Türkiye’yi lojistik merkez haline getirme çalışmalarını engellemek yerine teşvik etmiştir. Türkiye-Suriye sınırı, AKP’nin uyguladığı politikalar ile Afganistan-Pakistan sınırının Pakistan tarafındaki devletsiz ve aşiretler tarafından kontrol edilen bölgesine benzetilmiştir. Diğer bir ifade ile, Türkiye-Suriye sınırının Türkiye tarafından Türk güvenlik güçleri AKP Hükümetleri tarafından çekilirken, sınırın Suriye tarafında ise terör örgütlerinin sınıra hakim olmasını sağlayacak politikalar izlenmiştir. Böylece, Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında PKK, IŞİD ve El Nusra’nın hakimiyeti oluşmuştur.

AKP’nin cihatçı selefileri, El Nusra ve IŞİD’i dolaylı ve dolaysız desteklemesinin nedeni Esad’ı selefileri kullanarak devirmek ve daha sonra Müslüman Kardeşler benzeri örgütleri iktidara taşımaktır. Bu yaklaşımın ne kadar zayıf bir zemine oturduğu çok açıktır. Ancak AKP, yıllar içinde bir çok kez bu yaklaşımın başarılı olmayacağı gerçeği ortaya çıktığı halde Türk dış politikasını cihatçı seleficiliğin peşine takmıştır.

Suruç’taki saldırı eğer IŞİD tarafından yapıldıysa, bu saldırıyı IŞİD’in Türkiye içinde kurulmasına müsaade edilen uyuyan hücrelerinin diğer eylemleri izleyebilir. PKK ise IŞİD’e Türkiye içinde saldırılar ile cevap verebileceği gibi, Suriye’de de IŞİD’e karşı sert saldırılar gerçekleştirilebilir. Türkiye’de ve bölgede terör tırmanabilir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken nokta, IŞİD’in Türkiye içinde gerçekleştirdiği bu tür terör eylemlerinin PKK’ya karşı sempati uyandıracak şekilde psikolojik operasyonlar için kullanılmasına asla izin verilmemelidir. Yurttaşlarımızın IŞİD’in terör saldırılarında hayatlarını yitirmesinden, ülkemizin IŞİD terörüne sahne olmasından elbette üzüntü duymaktayız. Öte yandan PKK'nın bir terör örgütü olduğu gerçeğini ve terörist eylemlerine devam ettiğini unutmamalıyız. Bu satırların yazıldığı sırada, 20 Temmuz 2015’de Adıyaman’da bir jandarma timine saldıran PKK’lılar bir jandarma uzman çavuşu şehit etmişlerdir.  Terör örgütü PKK/PYD, Suriye’nin kuzeyinde etnik temizlik dahil her türlü insanlık dışı eyleme imza atmaktadır.    

Öte yandan cihatçı selefilik, yani sadece IŞİD değil, bütün cihatçı selefi örgütler; Türkiye, Türk Milleti ve İslam alemi için çok büyük bir tehdittir.  Uzun vadede cihatçı selefiliğin Türk Milleti ve İslam dünyası için bugün olduğundan daha büyük bir tehdit olma potansiyeli vardır. Ancak PKK, kısa ve orta vadede Türkiye ve Türk Milleti  için daha büyük bir tehdittir. IŞİD, Suruç’ta 30 kişiyi katletmiştir ancak PKK’nın örneğin bir mağazada 7’si kadın, 1'i çocuk 11 kişiyi nasıl yaktığı unutulmamalıdır. Daha binlerce kişinin PKK tarafından nasıl şehit edildiği akıllardan çıkarılmamalıdır. Suruç’ta bu terörist saldırının yapılmasından bir gün önce Cemil Bayık’ın halkı ayaklanma için nasıl silahlanmaya ve dehlizler kazmaya çağırdığı akıllardan çıkarılmamalıdır.Özetle ahlaki duruş terörün her türlüsüne karşı durmaktan geçmektedir. IŞİD terörüne karşı çıkıp, PKK/PYD’lileri romantik savaşçılar olarak gösteren yaklaşım, emperyalizmin beşinci kol faaliyeti adına Türk Milleti'ne karşı psikolojik savaş yapmaktan başka bir şey değildir.  

Sonuç olarak, Türkiye artık AKP’nin Suriye politikasını taşıyamamaktadır. Suriye iç savaşı adım adım Türkiye’nin içine nüfuz etmektedir. Türkiye Pakistanlaştırılmaktadır. Pakistanlaşmanın ne anlama geldiğini anlamak için internette kısa bir gezinti yapmak yeterlidir. Pakistanlaşmak, parçalanmak, yabancılaşmak, başbakandan sokaktaki simitçiye kadar herkesin yaşamının tehlikede olması demektir. Bu noktada artık AKP’nin 2011’den bu yana Suriye/Ortadoğu politikasında yaptığı büyük yanlışları konuşmanın ötesine geçerek, Türkiye’yi içine sürüklenmeye çalışıldığı bataklıktan kurtaracak adımları atmanın zamanı gelmiştir. Çünkü, Türkiye’de patlayacak bombalar, AKP’li, MHP’li ve CHP’li ayrımı yapmayacaktır. Değişik nedenler ile HDP’ye oy vermiş olanlar da Türkiye’nin içine çekilmeye çalışıldığı kan denizinde yüzeceklerdir. Özetle, Türkiye hızla kendisini Suriye iç savaşından uzaklaştıracak ve bütün yurttaşlarının yaşamlarını ve refahını koruyacak adımları atmak zorundadır.