Atatürk’e şükran duymak

Türk olmanın ne demek olduğunun tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türk olmanın saldırı altında olduğu bir çağı yaşıyoruz. Anayasadan Türk Milletinin adının çıkarılmasının düşünüldüğü günler yaşıyoruz. Türk olmak, Ermeni sözde soykırımından başlayarak b

 Türk olmanın saldırı altında olduğu bir dönemde Atatürk’e yönelik sinsi, arkadan saldırıların her geçen gün biraz daha arttığını görüyoruz. Atatürk’ün gençliğin dimağından silinmek istendiğini, yanlış tanıtılmaya çalışıldığını, her gün değişik vesilelerle yaşıyoruz. Ders kitaplarında yapılan tahrifatlar, amatör tarihçiler tarafından Atatürk’e saldırmak amacı ile çıkarılan tarih dergileri ve kitaplar günün modası. 

İşte bugünleri yaşarken, birkaç gün önce 23 Nisan’da eşimle bir AVM’de lokantada yemek yerken, yanıma yaklaşan ve kendisini AVM’deki mağazalardan birisinin yöneticisi olarak tanıtan kişi bana  “Dedem vefat ettiği zaman cebinden çıkan bir notu bugünün 23 Nisan olması dolayısıyla ve içinden geçtiğimiz günleri göz önünde tutarak size vermek istiyorum”  dedi. 

Uzattığı fotokopi de hem orijinal el yazısı ile dedesinin 10.08.1982’de yazdığı not, hem de bu notun daktilo edilmiş şekli vardı. 1896 doğumlu. Yani notu yazdığında 87 yaşında. Arkasında uzun ve çok şey görmüş yaşamış bir adam olarak küçük bir sayfaya çok önemli şeyler yazmış. 

Notun sahibi Demir Polat Kubat şöyle diyor:  “Seni ne ad ile çağırayım bilmem, acaba Atam mı desem Babam mı desem, bunların hiç biri sana olan aşk ve sevgimi ifade etmeye yetmiyor. Bu söylediklerim riya, ukalalık değildir hakikattir çünkü resmine baktığımda gözümde ve ruhumda insanüstü, bambaşka, ismini bulamadığım bir şey yaşamaktayım. Peygamber diyemem, çünkü Hazreti Allah’ın, son peygamber olarak Hazreti Muhammed’i gönderdiğine inanıyorum, o halde Hazreti Allah’ın Adem’in neslini, batıl, batak yollardan kurtarmak için (yolladığı) peygamber gibisin. Batmış, uçurumdan yuvarlanmış olan Osmanlı imparatorluğunu kurtarmak için sana görünmeyen ilahi bir kuvvet verdi ve vatanını, kalın otlardan çekici halatlar bükerek, büyük Türk Milletini kuyudan çekerek kurtardığına ve yeniden, Cenabı Allahın yardımı ile Türkiye Cumhuriyetini yarattığına inanıyorum. Ben de 1917’de yıkılan Rus imparatorluğunda esir gibi yaşayan Kuzey Kafkasyalılardanım. 1917-1918-1919-1920 Mart ayına dek iç harpte Danikin ve Vrangel ordularında gönüllü olarak komünizmle mücadele ettikten sonra 1923’de senin yarattığın Türkiye’ye iltica ettim. Bugün 10.8.1982, 87 yaşımda, kurduğun yurdunda yaşamaktayım. Burada olduğun gibi, o şimdi ebedi mekanında, cennetin en nurlu kademesinde rahat et. Sana minnettarım Atam. Ankara 10.8.1982, Demir Polat KUBAT”  

Bu kısa notta, hem Atatürk’e duyduğu şükranı hem de kendisini Büyük Türk Milleti diye nitelendirdiği milletin parçası olarak gördüğünü Demir Polat Kubat ortaya koyuyor. Peki, Atatürk’ü zihinlerden ve gönüllerden silmek isteyenler başarılı olabilecekler mi? Türk milleti nasıl 734’de öldürülen Bilge Kağan’ı 2013’te ölümünden 1279 sene sonra unutmadı ise 20. Yüzyılın Bilge Kağan’ı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de üzerinden binlerce sene geçse de unutmayacaktır. Öte yandan Bilge Kağan’ı zehirleyen Çin ajanı Buyruk Çor’u nasıl bugün kimse hatırlamıyor ise Atatürk düşmanlarını da kimse hatırlamayacaktır.Orhun Abidelerinde Bilge Kağan’ın Türk Milletine seslenişi nasıl ebediyete uzanıyor ise ‘Gençliğe Hitabe’de ebediyete uzanarak, Türk Milletine seslenmeye devam edecek.