Türkiye nihaî bir hesaplaşmaya doğru büyük bir hızla ilerliyor. Cumhuriyetimiz 80. yılında millî bir devlet olmaktan uzaklaştırılarak etnik merkezli bir federasyona dönüştürülmek isteniyor. Bu dönüşüm sürecinin dış ana dinamiğini AB süreci ve Orta Doğu’nun Irak merkezli yeniden yapılandırılması teşkil ediyor. Türkiye içindeki ana dinamiği ise ekonomik krizler altında ezilmiş ve umutsuzluğa düşmüş halkın psikolojik bir kırılma içinde bulunması oluşturuyor.
Türk milliyetçiliği politik ve ideolojik bir kriz sürecinden geçiyor. Aslında özellikle ideolojik kriz gecikmiş, geciktirilmiş bir krizdir. Krizin patlamasının nedeni, herkesin krizin bilincine varmasına neden olan olay, 3 Kasım 2002 seçimlerinin sonuçlarıdır. Krizin Ancak, kriz 3 Kasım ve sonrasından dolayı ortaya çıkmış değil. 3 Kasım ve sonrasında ortaya çıkması gecikmiş bir sonuçtur. Politik ve ideolojik krizin kökleri çok daha geriye gidiyor.
Ülkemiz zor bir dönemden geçmektedir. Türkiye stratejik bir kıskacın içerisine girmiştir. ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi ile ilintili olan stratejik kıskacın diğer köselerini AB-IMF- Kıbrıs-Irak ve ABD oluşturuyor. Irak savaşı Afganistan’da başlamıştı ve hala Afganistan’da devam ederken, Irak üzerinden Orta Doğu’da savaşın ikinci cephesi açıldı. Irak Savaşının sonuçları Türkiye’deki krizi daha da ağırlaştıracak stratejik tehditler içeriyor.
Türkiye son oniki yılını yoğun bir bunalım süreci içinde geçirmiştir ve bu bunalım hâlen sona ermiş değildir. bunalım, çok boyutlu ve yaşamın bütün alanlarını kapsayıcı bir niteliğe sahiptir. Türkiye, politik, ekonomik, sosyal, ahlâkî, kültürel, etnik ve askerî boyutları içeren bir krizden geçmektedir. Yaşanan kriz, devleti ve toplumsal yapıyı sarsmış, değerler sisteminde yıpranmalara neden olmuştur.
Soğuk Savaş’ in ABD önderliğindeki kapitalist bloğun zaferiyle sona ermesinden sonra Washington için temel hedef, ortaya SSCB’nin yerine geçebilecek küresel boyutta bir meydan okumayı temsil eden bir devlet/devletler bloğunun ve/veya ABD’nin küresel hegemonyasına meydan okumasa bile yerkürenin herhangi bir jeopolitik...
Ankara’da 2002 senesi başında başlayan Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri tartışması 12-13 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi'nden sonra da yoğun bir şekilde ve yanlış bir eksen üzerinde Kıbrıs’a odaklanarak devam etmektedir. Tartışmanın eksenini, Türkiye, AB’ye girmek için AB’nin istediklerini yapmalı ve yapar ise ne ölçüde yapmalıdır sorusu oluşturmaktadır. Görünürde ülkemizde AB’ye karşı çıkan hiçbir politik parti veya grup yoktur.
Francis Fukuyama’nın, önce “Tarihin Sonu” adı ile yayımlanan makalesinde ve daha sonra “Tarihin Sonu ve Son İnsan” adlı kitabında daha ayrıntılı olarak ileri sürdüğü tezi, tarihin Hegelyanist bir yorumuna dayanır. Tarih hep bir tez, antitez, sentez süreci olmuştur. Varolan aşamada, artık antitez üretmeyecek bir teze ulaşıldığı için tarih sona ermiştir. Liberalizmin nihaî galibiyeti gerçekleşmiştir.
3 Kasım Seçimleri beklenen bir sonuç çıkararak, yerleşik sistem partilerini ve sistem partisi olmaya çalışan partileri tasfiye etti. Son iki parlamento seçimlerinde gördüğümüz seçmenin radikalleşmesi ve seçmenin yabancılaşması süreci bu seçimlerde zirveye ulamıştır. Ancak, sistem partilerinin tasfiyesi on yıldan beri devam eden bir sürecin sonunda, bu seçimde önemli bir evreden geçti, ama henüz sona ermedi. Diğer bir deyişle, bazı analizcilerin ve ...