9 Şubat 2016 Tarihli Başbakanlık Tezkerelerine İlişkin MHP Grubu Adına Konuşması

MHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkeler askerî güçlerini, ordularını önceliklerine göre kullanmalı, konuşlandırmalıdırlar. İçinden geçtiğimiz dönemde Türkiye ağır askerî ve terörist tehditlerle karşı karşıya olan bir ülkedir. Önümüzdeki aylarda ülkemize yönelik askerî ve terörist tehditlerde artış olacaktır. PKK terör örgütü ilkbaharda hem kırsal alanda hem de değişik kent merkezlerinde bugün yaşananlardan çok daha kapsamlı eylemler yapmaya hazırlanmaktadır. Önemli ilçe merkezlerine büyük miktarda PKK'lı terörist sızması başlamış durumdadır. Büyük şehirlerde de PKK'nın sansasyonel eylemler yapmak üzere çalışmalarını sürdürdüğünü; bazı şehirlerimizde, kısa zaman içerisinde ses getirecek eylemler yapmaya çalıştığını biliyoruz. Yabancı istihbarat servislerinin elemanlarının da ülkemizin değişik kentlerinde örtülü operasyonlar gerçekleştirmek için çalışmalar yaptığına dair bilgiler mevcuttur.

Özetle, Türkiye ağır bir askerî tehdit ve güvenlik tehdidiyle karşı karşıya olan bir ülkedir. Eğer AKP Hükûmeti hızla sıkı yönetim kararı almaz ise Sayın Davutoğlu'nun Mardin'de açıkladığı sözde terörizm ile mücadele paketinin hiçbir sonuç alması mümkün değildir. Bugün yapılmakta olanlar da bir terörizmle mücadele değil, sadece bir asayişi sağlama hareketidir. Davutoğlu'nun açıkladığı paketin 1'inci maddesi, "psikolojik bölüm" diye nitelendirdiği bölüme baktığımızda da ne yazık ki Davutoğlu'nun Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuna bakış açısıyla Abdullah Öcalan'ın Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuna bakış açısı arasında büyük benzerlikler vardır.

Değerli milletvekilleri, PKK'nın kent unsurlarının hızla tutuklanması, kentlere sızmaların derhâl engellenmesi gerekiyor. İlkbaharı beklemeden de Türk Silahlı Kuvvetlerinin kırsalda kapsamlı askerî operasyonlara başlaması gerektiğini düşünüyoruz.

Suriye iç savaşının Rus askerî müdahalesinden sonra kazanmış olduğu dinamikler PKK'nın oluşturmuş olduğu tehdidi daha da artırmaktadır. PKK-PYD, Suriye ordusu, Hizbullah ve Rusya Deyrizor'da sıkışan bir Suriye birliğini kurtarmak ve Haseke'yle Deyrizor arasındaki irtibatı kurmak için Al-Şidadi adlı kasabayla ortak bir operasyon düzenleme kararı almışlardır. Arap kaynakları artık bu operasyondan açık şekilde bahsediyorlar. Şimdi, bunun önemi ne, biliyor musunuz? PKK ilk kez Rus ordusunun desteklediği Suriye ve Hizbullah birlikleriyle birlikte ortak bir çalışma yapacak.

Öte yandan, son günlerde Suriye'ye yönelik bir askerî müdahaleden bahsedilmeye başlandı. Sayın Erdoğan "Irak'ta yaptığımız hatayı Suriye'de tekrarlamayacağız." ifadesini kullandı. Televizyonlarımızda da "Suriye'ye bir askerî müdahalede bulunursak neler olur, hangi sonuçlar ortaya çıkar?" şeklinde tartışmalar yapılmaya başlandı. Ama biz bunları tartışırken sanıyor musunuz ki Suriye'de de hiçbir şey tartışılmıyor, Suriye genelkurmay başkanlığı, Rus genelkurmay başkanlığı büyük bir rahat içerisinde Türkiye'deki bu tartışmaları izliyorlar ve Türkiye'ye karşı hiçbir tepki geliştirmiyorlar. Hâlen "Nuh-1" ve "Nuh-2" adlı iki planın tartışıldığını görüyoruz. "Nuh-1" ve "Nuh-2" planlarının temel amacı ve hedefi şu: Türkiye'den Suriye'ye yönelik bir askerî harekât olması durumunda, Rus desteğiyle Suriye ordusu Türkiye'deki büyük barajlara füze saldırısı yapmayı ve barajları yıkmayı hedefliyor.

Ayrıca, NATO müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri, PKK-PYD örgütünü -PKK'yı kastetmiyorlar, "PYD" diyorlar- terör örgütü olarak tanımamakta ısrar ediyor ve bunun ötesinde, askerî iş birliği yapıyor ve diplomatlarıyla da muhatap alıyor; askerî yardım yapıyor PYD'ye, PYD'nin ileri askerî teknolojileri ve teknikleri öğrenmesini sağlıyor ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı PYD'nin terör örgütü olmadığını ileri sürüyor. Oysa, 23 Aralık 2015'te Amerika Birleşik Devletleri'nde senatörlere ve Temsilciler Meclisi üyelerine bilgi vermek için çalışan Kongre Araştırma Servisindeki "Jim Zanotti" adlı Kongre Araştırma Servisi üyesinin hazırlamış olduğu raporda PYD'den PKK'nın kardeş örgütü diye bahsediliyor. Şimdi buradan soruyoruz, Amerikan Dışişleri Bakanlığı da açıklasın: Acaba Kongre Araştırma Servisi bilinçli olarak Amerikalı senatörlere ve Temsilciler Meclisi üyelerine yanlış bilgi mi veriyor, yoksa Kongre Araştırma Servisi senatörlere ve Temsilciler Meclisi üyelerine doğru bilgi veriyor da Amerikan Dışişleri Bakanlığı PYD'nin terör örgütü olmadığını söylerken dünya kamuoyuna yanlış bilgi mi veriyor?

Şimdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Obama'ya "Ya PKK ya Türkiye; kiminle müttefiksin, karar ver." diye seslendi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı da hemen cevap verdi: "PYD'yi terörist örgüt olarak görmüyoruz." Şimdi, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak merakla bekliyoruz: AKP Hükûmeti ne yapacak? Amerikalılar İncirlik'ten IŞİD'i vururken PYD'yle de iş birliği yapıyorlar. Bakın, bunun altını çiziyorum, acaba Hükûmetten kimse var mı? Sayın Bakan, siz buradasınız, doğru. Amerikalılar İncirlik'i kullanarak PKK terör örgütüyle iş birliği yapıyorlar.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) - Genel Kurula hitap etsin Sayın Başkan.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) - Ve diyorlar ki... Hayır, hayır, Genelkurmaya hitap etmiyoruz, AKP Hükûmetine hitap ediyoruz. Genelkurmay burada bizim muhatabımız değil. Neden muhatabımız değil? Çünkü Genelkurmay...

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - "Genel Kurul" diyor.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Genel Kurul Sayın Özdağ, Genel Kurul.

BAŞKAN - Genel Kurula diye söyledi efendim.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) - Genel Kurul, pardon, yanlış anladım sizi.

Ama ben Bakana tekrar döneceğim. Çünkü Sayın Bakan, burada zor bir görevle karşı karşıya. Bir taraftan İncirlik'ten PYD'ye yardım edildiğini biliyor ve Sayın Bakan aynı zamanda bir şeyi daha biliyor: Türkiye içerisinde PKK eylemleri Ayn El Arap'tan yönetiliyor ve Ayn El Arap'tan Türkiye'ye sızan silahlar var...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Kobani.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ayn El Arap.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) - ...teröristler var ve biz Hükûmetin bir şey yapmasını bekliyoruz. Ne yapacaksınız?

Bugün, Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ile Arap Denizi'nde korsanlığa karşı savaş gemilerinin görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağını konuşuyoruz. Sayın Bakanı dikkatle dinledim, notlar aldım. Deniz haydutluğunun engellenmesi çok önemli. Somali'de Silahlı Kuvvetlerimizin bir görev gücü oluşturması ve Somali Silahlı Kuvvetlerini eğitmesi çok önemli. Umarız bu askerî misyon, bir siyasi misyonla da güçlendirilir muhakkak. Aynı zamanda bu tür operasyonlara katılmak, değerli milletvekilleri, deniz kuvvetlerimize okyanus deneyimi sağlıyor; yabancı deniz güçleriyle ilişki sayesinde deniz kuvvetlerindeki subayların daha iyi ve gelişmiş bilgilere sahip olması, hem öğretmeleri hem öğrenmeleri sağlanıyor. Ancak, Aden'e savaş gemisi yollayan Türkiye, Türkiye sınırından 35 kilometre ileride olan Süleyman Şah Türbesi'ni koruyamıyor, askerlerini oradan geri çekiyor. Binlerce kilometre ileriye savaş gemisi yolluyoruz, 35 kilometre ilerimizden, hem de İstiklal Harbi sırasında, hem de Sakarya Savaşı sırasında korumak için asker yolladığımız yerden, IŞİD'den korkarak asker çekiyoruz. Ve IŞİD'den korkmak da bir fayda sağlamıyor çünkü IŞİD geliyor, Ankara'da Ankara katliamını yapıyor.

Peki, nasıl gidiyoruz Süleyman Şah Türbesi'ne? PYD'nin yol göstermesiyle. PYD'yle teması kim ayarlıyor, bu teması ayarlaması için kim kimden ricada bulunuyor? Bunları biliyoruz, bu Meclisin tutanaklarında var. Ve şimdi, PYD terörist örgüt ama o terörist örgüt yol da gösteriyor Türk Silahlı Kuvvetlerine.

Savaş gemilerimizi Aden'e yollayacağız ancak Irak'a yolladığımız askerlerimizi geri çekiyoruz. Şimdi, bu askerlerimizin orada olması millî menfaatlerimizin gereğiyse neden çekiyoruz? Millî menfaatlerimizin gereği değilse neden yolladık? Aden'e yollayalım savaş gemimizi ama bir yere askerimizi yolladığımız zaman, iki hafta sonra Obama telefon ettiğinde geri çekmeyelim.

Mesela, Katar'da askerî üs kurma kararı aldık. Kurulacak üsse -Sayın Bakan beni düzeltir muhtemelen- 3 bine yakın asker yolluyormuşuz. Neden askerî üs kuruyoruz Katar'da, kime karşı askerlerimiz savaşacak? Türk askerinin Katar için ölmesini gerektirecek bir millî menfaatimiz var mı? Basra Körfezi her an büyük istikrarsızlıklara sahne olabilir. Mezhep geriliminin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Neden en ön safta Türk askerî Katar'da bulunsun? Yani, şimdi, sayın vekiller, oğlunuzun Katar Emiri için ölmesini ister misiniz? Eğer oğlunuzun Katar Emiri için ölmesini istemezseniz neden başkasının çocuklarını Katar Emiri için yollayalım?

Doğu Akdeniz'de büyük bir deniz gücü yığılması var ve Suriye iç savaşının nereye doğru gittiğinin belirsiz olduğu bir dönemde, AKP Hükûmetinin Türk Deniz Kuvvetlerinin konuşlandırılması konusunda önceliklerini tekrar gözden geçirdiğine inanmak istiyoruz. Hâlen Suriye iç savaşı devam ediyor. Bazı analizciler, bu hızla devam etmesi durumunda, Rus hava desteğiyle Suriye ordusunun, Hizbullah, Iraklı Şii militanlarının çok kısa bir süre içinde muhalif cepheyi çökerteceğini, Halep'i alacağını ve ondan sonra Rakka'ya yöneleceğini düşünüyor. Ancak, Rus ordusunun bu hızlı ilerlemesinin bölgeye başka güçlerin müdahalesini doğuracağı da ifade ediliyor. Eğer böyle bir müdahale olursa, sadece Suriye büyük bir savaş alanı hâline dönüşmeyecek, Doğu Akdeniz de büyük bir savaş alanı hâline dönüşecek. AKP Hükûmetinin Genelkurmay Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığıyla birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapmış olması gerekir. Yani, Doğu Akdeniz'de bu kadar ülkenin filosu yığınak yapmışken, acaba Türk Silahlı Kuvvetlerinin Aden'e gemi yollaması önceliğimiz midir? Bunu değerlendirmiş olması gerektiğine inanıyoruz ve bu çerçevede, Milliyetçi Hareket Partisi, AKP Hükûmetinin Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ve Arap denizinde korsanlığa karşı görevli olan savaş gemilerimizin görev süresinin uzatılması talebine "evet" diyecek ancak altını çizerek ifade ediyoruz, bu değerlendirmelerin kapsamlı bir şekilde yapılmış olduğuna, Sayın Bakan, inanmak istiyoruz.