19 Ocak 2016 Tarihli MHP Grubu Adına Konuşması

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KKTC ile Rum kesimi arasında bir süreden bu yana toplumlar arası görüşmeler devam etmektedir. Basın ve yayın organlarında çıkan haberler, Nisan 2016'da görüşmelerin referandumla sonuçlanacağına dair bir izlenim oluşturmaktadır.

KKTC'nin varlığı, Kıbrıs Türk halkının güvenliği, refahı ve geleceği Türk milleti için hiç şüphesiz büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, KKTC'nin geleceği Türkiye'nin jeopolitik güvenliği ve ekonomik refahı açısından da büyük öneme sahiptir. KKTC, Türkiye'nin, güneyindeki bölge ve dünyanın önemi hızla artan jeopolitik bölgelerinden birisi olan Doğu Akdeniz'deki çıkarlarının savunulması için vazgeçilmez bir Türk toprağı ve Türk devletidir. KKTC'nin ve Kıbrıs Türk halkının varlığı, refahı ve egemenliği aynı zamanda Türkiye'nin güvenliği ve refahı anlamına gelmektedir. KKTC bir şirket değil, uzun süren bir millî mücadele sonunda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin aldığı kararla kahraman ordumuzun gerçekleştirmiş olduğu barış harekatı sonunda kurulmuş bir devlettir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Rum kesimi arasındaki müzakereler altı ana başlık hâlinde sürdürülmektedir. Bunlar sırasıyla: Federal devlet yapısı, yeni devletin mali sorunları, Avrupa Birliği mevzuatı, mülkiyet meseleleri, toprak paylaşımı ve garantörlük haklarıdır. Müzakerelerin temel ilkesi, "Bir şeyde anlaşılmaz ise hiçbir şeyde anlaşılmayacaktır." şeklinde ifade edilmektedir. Ancak bir konu üzerinde anlaşılsa da daha sonra o konu üzerindeki anlaşma kaldırılıp yeniden konu tartışılabilir.

Hâlen ilk üç başlık hakkındaki görüşmelerin sona erdiğini biliyoruz. KKTC heyeti ne yazık ki bir numaralı başlık olan federal devlet meselesi görüşülerken "kurucu devlet" yerine "oluşturucu eyalet" kavramını kabul ederek daha şimdiden anlaşmanın ve yeniden kurulması tasarlanan devletin içerisinde KKTC vatandaşı olan Türklerin azınlık konumuna doğru kayabileceği bir politik ve hukuki zeminin oluşmasına müsaade etmiş görünmektedir.

Rum tarafı, her seferinde olduğu gibi bugün de devam eden görüşmelerde saldırgan, haddini bilmeyen bir tavır içindedir. Bitmek tükenmek bilmeyen Yunan-Rum şovenizminden kaynaklanan bir tavırla masada oturan Rum heyeti saldırgan bir üslupla görüşmeleri sürdürmektedir. Rum tarafının "1974-2016 arasında yaşananları nasıl tarihe gömeriz?" anlayışıyla meseleye yaklaştığı görülmektedir. Rumlar, Türk tarafından Rum tarafının güvenini kazanıcı, güven artırıcı sözde önlemler alınmasını istemektedirler. Sadece bu yaklaşım bile Rum tarafının kötü niyetini göstermektedir. Rumlar Türkleri Kıbrıs'ın eşit haklara sahip ortaklarından birisi değil, kurtulunması gereken bir azınlık olarak görmektedirler. 1960 öncesinde Türklere saldıran EOKA şeklindeki Yunan-Rum faşizmidir. 1960 sonrasında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Türkleri ortaklıktan çıkartarak yıkan Makarios adlı din adamı kılıklı siyasetçidir. 1974'te askerî bir darbe ile Makarios'u Türkleri yeterince hızlı yok etmediği için deviren Yunan cuntası ve Rum faşist çeteleridir. Özetle, güveni kazanılacak olan taraf Rumlar değil, Türklerdir. Ancak, şunun da altını çizelim, aklı başında hiçbir Türk'ün Rumlara ve Yunanlılara güvenmesi de mümkün değildir. Bunun nedeni, bireysel olarak bir Rum'un veya Yunanlının kötü olması değil, Yunan-Rum varoluş ideolojisinin Türk milleti aleyhine bir yayılma ve büyüme fikri üzerine kurulmuş olmasıdır.

     Değerli milletvekilleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı adına müzakereleri sürdüren heyet ne yazık ki bazı yapısal zaaflara sahiptir. KKTC heyeti uluslararası müzakereler konusunda deneyimsizliği ve belirli konularda yetkin olmamasıyla ön plana çıkmaktadır. Bu husus özellikle devletler hukuku ve Avrupa Birliği hukuku konularında belirginleşmektedir. KKTC heyetinin bu açığının giderilmesi için Türk Dışişleri Bakanlığının olumlu katkılar yaptığını görüyoruz. Hemen şunu da söyleyelim, böyle bir açığın olmasının nedeni KKTC entelijansiyasının bu konularda eksik olması falan da değildir, aksine KKTC'de bu konularda çok geniş bilgi sahibi olan yeterince uzman vardır. Ancak KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı KKTC'nin sahip olduğu bu geniş kaynakları kullanmak yerine dar, kadrocu bir yaklaşımla heyetini oluşturmuştur. Ayrıca Kıbrıs'ta müzakerelerin tarihine vâkıf olmak KKTC'nin ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve refahını sağlamak için büyük önem taşımaktadır, Türk heyetinin bu açıdan da güçlü olması gerektiğini düşünüyoruz. KKTC Türk heyeti Rumlar ile müzakerelerde iddiacı, çekişmeci, ağır müzakereci bir tavır sergilemelidir. Ne yazık ki KKTC'de kamuoyundaki genel tavır ve anlayış sanki heyette "Ne kurtarırsak kârdır." şeklinde bir anlayışın müzakerelere hâkim olduğu çerçevesindedir. KKTC'nin ve Kıbrıs Türk halkının kaderini ellerinde tutan heyet mensupları unutmamalıdırlar ki devlet yıkıp egemenlik sahibi olan bir halk kimliğinden vazgeçip azınlık olmayı kabul etmek mümkün değildir. Bunu ne Kıbrıs Türk halkı ne de büyük Türk milleti kabul etmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, yürüyen görüşmelerin de şeffaf olması gerektiği görüşündeyiz. Sayın Akıncı'nın bu konuda Sayın Denktaş'ı, Sayın Talat'ı, Sayın Eroğlu'nu örnek alarak görüşmeleri şeffaflaştırması gerekir inancındayız çünkü görüşmeler şeffaf olmayınca Rum kesimi, Kıbrıs Türk halkına yönelik olarak bilgilendirmede bulunmakta ve Türk halkına yönelik psikolojik operasyon yapabilmektedir.

Değerli milletvekilleri, herkes farkında ki KKTC ile Rum kesimi arasında yürüyen bu müzakerelerin bir boyutunu da ne yazık ki -hiç olmaması gerekirken- Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle tam üyelik süreci arasındaki irtibat oluşturmaktadır. Bir Türk devletinin varlığı Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği tam üyeliğine feda edilemez. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti toprakları küçük olabilir, nüfusu az olabilir ancak bu Kıbrıs Türklüğünün büyük bir istiklal mücadelesi verdiği, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulması için büyük fedakârlıklar yaptığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Geçmişte Annan Planı'na "Evet." demek gibi bir hata yapılmıştı, Allah'tan, Rumlar da "Hayır." demek gibi bir hata yaptılar da Kıbrıs'tan şehitliklerimizi dahi söküp Anadolu'ya geri getirmek zorunda kalmadık.

Şimdi, bu yürüyen müzakerelerde de Ankara'nın kafasının karışık olması, Hükûmetin yaklaşımının net olmaması ne yazık ki müzakereleri daha da zor bir duruma sokmaktadır. Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, Yunanistan'ın garantörlükten vazgeçeceğini açıklaması üzerine, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki garantörlüğünün de en son görüşülecek husus olduğunu açıklamıştır. Bu, yapılmaması gereken bir açıklamaydı. Türkiye için garantörlük ne ilk ne de son görüşülecek husustur. Türkiye'nin garantörlüğünün dahi tartışılmaması gerekir.

Özetle, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, KKTC ile Rum kesimi arasında devam eden müzakerelerin her an hızlanabileceğini ve çok olumsuz bir şekilde neticelenme ihtimalini de göz önünde tutarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuyu görüşmenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir görevi olduğunu düşünüyoruz ve bu teklifi sizlerin kabulüne sunuyoruz.