13 Ocak 2016 Tarihli HDP Grubu Önerisine Cevaben Konuşması

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Doğu'da rejimlerle devletler arasında bir özdeşlik vardır. Bir Orta Doğu ülkesinde rejimi yıktığınız zaman devleti de yıkarsınız. Çünkü, Orta Doğu ülkeleri ne yazık ki demokrasiler olarak değil, büyük bir çoğunlukla otoriter rejimler olarak, tek parti rejimleri olarak örgütlenmişlerdir.

Önümüzde bir Irak örneği vardır. Irak'ta Baas rejimi yıkılmış, Baas rejiminin yıkılmasıyla birlikte Baas parçalara ayrılmış; bir kısım Baas üyesi terör örgütlerine dâhil olmuş, bir kısım Baas ve Irak ordusu subayı olan kişi daha sonra yeni Irak ordusuna girmiş veya istihbaratına girmiş, bir kısmı ise bugün karşımıza "IŞİD" olarak çıkan örgütün altyapısını oluşturmuştur. Esasen, Irak'ın işgalinden sonra Baas'ı ve özellikle Irak ordusunu lağvedip etmeme konusunda Amerikalılar arasında bir görüş ayrılığı var. Amerikan istihbarat servisleri "Aman, orduyu dağıtmayalım çünkü dağılırsa devlet yapısı da dağılır." diyorlar ama Amerikan ordusu dağılma konusunda ısrarcı oluyor ve sonuç bugünkü Irak.

Bu Irak'ın yaşadıkları, bölgede yaşayan, bulunan devletler için, özellikle Türkiye için ve Türkiye'nin dış politikasını şekillendirmede yön gösterici olmalıydı ne yazık ki olmadı ve Türkiye de Suriye'de rejimin yıkılmasını sağlayan, sağlamaya çalışan bir politikayı benimsedi. Gerçi, bu eleştiriyi getirince AKP'nin değerli sözcüleri diyorlar ki: "Biz rejimi ilk günlerde yıkmaya çalışmadık; aksine, rejimi ikna etmeye çalıştık, demokratikleşme doğrultusunda adımlar atmaya, attırmaya çalıştık." Doğru söylüyorlar, hakikaten bu konuda çok ciddi çalışmaları oldu AKP temsilcilerinin, özellikle Davutoğlu'nun ama ikna edemediniz. İkna edemediğiniz her rejimi devirmeye çalışmazsınız; hele, burada rejimin devrilmesi ülkenin parçalanması anlamına gelecekse ve bu ülke de sizin sınır komşunuzsa bundan daha da uzak durmanız gerekir. Bunu söylediğimiz zaman aldığımız cevap genellikle "Kendi halkını katleden bir liderle nasıl görüşelim?" şeklinde oluyor. Doğru, kendi halkını katleden bir liderle görüşmek zordur ama Ömer El Beşir kendi halkından Darfur'da 300 bin kişiyi katletti ve onunla görüşme konusunda bir sıkıntı olmadı. Eğer Ömer El Beşir'le görüşüldüyse Esad'la da görüşülebilirdi. Yani, Suriyeliler insan da, Suriye'de öldürülenler insan da Sudan'da Ömer El-Beşir rejimi tarafından öldürülenler Marslı mı? Üstelik, bakın, muhalefeti destekleyen Suriye'de "Suriye Human Right Watch" diye Londra'dan yayın yapan bir merkez var, o bile diyor ki: "Suriye iç savaşında ölenlerin yarısı rejim yanlısı, yarısı da muhalefet." Doğru, yani Suriye'de Esad'ın elleri kanlı ama muhalefetin elinin temiz olduğunu da söylemek mümkün değil. Üstelik, bu muhalefetin yarısını da, hatta yarısından fazlasını da Suriye'de IŞİD ve El Kaide, El Nusra oluşturuyor. AKP, ne yazık ki, IŞİD'i ve El Kaide, El Nusra'yı hoş görmekle kalmadı, Türkiye'nin bu iki örgütün cephe gerisi olmasına da müsaade etti. IŞİD ve El Nusra Türkiye'de lojistik merkezleri kurdular, ticaret altyapıları oluşturdular ve terörist alma şubeleri kurdular. Bütün bunlar hoşgörüyle karşılandı, görmemezlikten gelindi çünkü Müslüman Kardeşlerle Esad rejiminin devrilmeyeceği ortaya çıkmıştı, onun yerine El Nusra ve IŞİD, rejimin devrilmesi için bir koçbaşı olarak kullanılacaktı. Fakat, Selefi ideolojiyi benimseyen ve Türkiye'yi de Müslüman olarak kabul etmeyen IŞİD, Türkiye içinde ve Türkiye'ye karşı bir örgütlenmenin de altyapısını geçtiğimiz yıllarda kurdu. IŞİD grupları Musul'a girdiği zaman, AKP Hükûmeti "Bu kadar iyilik yaptık, herhâlde bize saldırmazlar." diye düşünmüşlerdi Haziran 2014'te oysa Başkonsolosluğumuz boşaltılmadığı için IŞİD tarafından basıldı ve Başkonsolosumuz ve Başkonsolosluk yetkilileri esir alındılar. Oysa, Ankara da Musul'a IŞİD grupları yaklaşırken 20 Mart 2014'te Niğde'de, Ulukışla'da 1 asker, 1 polis ve 1 yurttaşın IŞİD tarafından katledildiği ve sorguya alınan IŞİD militanına, jandarma kendisine "Ya, siz de Müslümansınız biz de Müslümanız, neden bize ateş ettiniz?" sorusunu sorduğu zaman "Biz Müslümanız, siz değilsiniz." dediği cevabını hatırlamalıydı. Bunu hatırlasaydı Musul'da Başkonsolosluğumuz herhâlde IŞİD tarafından bu şekilde ele geçirilmezdi.

Şimdi çok daha zor IŞİD'le mücadele etmek çünkü Türkiye'de 2,5 milyon Suriyeli var ve bu Suriyeliler içerisinde de IŞİD kendi altyapısını güçlü bir şekilde oluşturmuş durumda.

Amerika Birleşik Devletleriyle IŞİD'e karşı ortak operasyon yapılma kararı aldığı gün ve öncesinde uyardık, dedik ki: "Bu operasyon kararını aldıktan sonra, IŞİD, Türkiye içinde terör eylemlerine başlayacak." Hatta, ben Meclisin bahçesinden Samanyolu haber televizyonuna şu açıklamada bulundum: IŞİD Ankara'da Çankaya'da amacı kitle katliamı olan bir saldırıya hazırlanıyor. Ankara polisi baskı altında, bir aydan beri bunu engellemek için çalışıyorlar ama artık polis çok yoruldu, dikkatli olalım dedim. Bundan sonrası bir tek herhâlde sokağın adını vermek olurdu, ben bilmiyordum, polis de bilmiyordu onun için garın önünde patladı ama böyle bir karar alacağınız zaman altı ay öncesinden operasyonlara başlayacaksınız ki IŞİD size cevap veremesin, içinizde bu kadar güçlü terör eylemlerinde bulunamasın. Şimdi daha da zor bir durumdayız çünkü Rus uçağını düşürdüğümüz günden bu yana Suriye içinden istihbarat alamıyoruz. Bakın, birkaç gün önce Cumhurbaşkanı PKK'nın Cerablus'a girdiği, aşağıdaki barajı işgal etmek amacıyla girdiği haberi geldiği zaman doğrulatamadığımızı haberlerden bahsetti. Yani Türkiye, Türkiye sınırının hemen Cerablus'un 30 kilometre aşağısındaki bölgede kimin hareket ettiğini bilmiyor. Buradaki bütün stratejik istihbarat unsurlarımız imha olmuş, tahrip olmuş veya geri çekilmiş durumda gözüküyor. Bundan dolayı önümüzdeki günlerde ve aylarda hem PKK'nın hem IŞİD'in Türkiye'ye yönelik yeni, kent merkezli ağır saldırıları olacaktır. Bunlar üzücü şeylerdir ama bu tür yöntemlerle bunlarla mücadele etmek de mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, teröre karşı duruş ahlaki bir duruştur. MHP teröre karşı ahlaki bir duruşu temsil etmektedir. Ancak IŞİD terörüyle ilgili Meclis araştırması isterken isteyenin arasına her türlü terörle mesafe koyması gerekir. İlk canlı bomba saldırısı Tunceli'de 1996 senesinde silahsız bir birlik olan bando borazan birliğine yapılmıştı ve Türk askerlerinin vücutları paramparça olup Tunceli Meydanı'na dağılmıştı. Şimdi, o bombalı saldırıyı yapanı kahraman ilan edeceksiniz ve kutsayacaksınız ve ondan sonra gelip "Hadi IŞİD terörünü araştıralım." diyeceksiniz, bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Teröre karşı duracaksanız durduğunuz yer her türlü teröre karşı olan bir nokta olmalı ki biz bunu kabul edebilelim. Bundan dolayı Milliyetçi Hareket Partisi bu araştırma önergesine "Hayır." demektedir.