23 Aralık 2015 Tarihli CHP Grubu Önerisine Karşı Konuşma

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Bölgemizde PKK terör örgütünün ayaklanma girişimi öncesi kent terörü bütün etkinliğiyle devam ediyor. Terör örgütü yandaşları devlet otoritesini tasfiye etmek amacıyla il ve ilçe merkezlerinde barikat ve hendekler arkasından devlet güvenlik güçleriyle çatışmaya giriyorlar ve devlet güvenlik güçleri de terör örgütünün etkinliğini kentlerde sona erdirmek için hayatı pahasına bir mücadele veriyor.

Ancak, üzerinde çok durulmayan bir husus var. O da, PKK şu anda Güneydoğu Anadolu'da Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur gibi ilçelerde güvenlik güçleriyle çatışmaya girerken esas ağırlığını Güneydoğu Anadolu'ya değil Suriye'nin kuzeyine vermiş durumda. Bugün benimsediği strateji mümkün olduğunca devlet güvenlik güçlerini oyalamak, çatışmanın süresini uzatmak ve halkla ile devlet güvenlik güçleri arasında gerilimi yükseltmek ve uzun vadede halk desteğini arkasına almak üzere kurgulamış stratejisini. Altını çizdiğim gibi, PKK şu anda ağırlığını Suriye'ye verdi ve Lübnan büyüklüğünde bir araziyi kontrol ediyor. PKK, PYD'nin 2015 senesi içerisinde Suriye'de kontrol ettiği alanı 2 kat büyüttüğünü görüyoruz. Hâlen terör örgütü ABD'yle ortak çalışarak güneye, Rakka'ya doğru büyük bir operasyon hazırlığı içerisinde, öte yandan birkaç günden bu yana da Rusya ve Esad'ın desteğiyle Azez-Cerablus arasındaki bölgeye yönelik bir harekâtın ön hazırlıklarını yapmaya başladı. Kısa bir süre önce PKK, PYD, Suriye ordusundan ve muhtemelen Rusya'dan almış olduğu zırhlı araç, tank ve füze sistemleri ve askerî kamyon desteğiyle Cerablus civarında bir yığınak gerçekleştiriyor. Her an terör örgütünün Şam'dan ve Moskova'dan aldığı destekle bu bölgeye girmesi söz konusu olabilir. PKK'nın atacağı böyle bir adım AKP Hükûmetinin güvenlikli bölge politikasını tarihe gömer ve Suriye'nin kuzeyinin hemen hemen tamamı PKK, PYD kontrolüne girecektir. Ondan dolayı, AKP Hükûmetini buradan Milliyetçi Hareket Partisi olarak uyarıyoruz, böyle bir gelişmeye imkân vermemek için derhâl gereken diplomatik adımlar, girişimler ve askerî önlemler bir an önce alınmalıdır. Aksi hâlde, Türkiye'nin Halep'le olan bütün bağlantısı koptuğu gibi, Suriye'yle sınırımız olağanüstü dar bir alana indirgenecektir; o da Hatay'ın Bayır bölgesi yani Hatay'ın Yayladağı, aşağıda Bayır bölgesi üzerinden olacaktır, onun da kısa zaman sonra Rusya'nın eline geçmesi mümkündür.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi geçtiğimiz yıllarda PKK terör örgütüyle izlenen müzakere politikasının Türkiye'yi bugünlere sürükleyeceğini görerek AKP Hükûmetlerini defaatle ve gerçekten sert bir dille uyarmıştı. Bugün askerimiz, jandarmamız, özel harekatçılarımız hayatları pahasına kentleri temizlemek için mücadele ediyor ancak bir şeyi kabul etmek durumundasınız. Bugün, gençlerimizin hayatlarını koyarak, can vererek, kan dökerek temizlemeye çalıştıkları kentlerde ve ilçelerde örgütlenilmesine AKP hükûmetlerinin duyarsızlığı neden olmuştur. AKP Hükûmetinin gözleri önünde gerçekleşmiştir bu örgütlenme ve bununla da yetinilmemiş, bu göz kapama meşru gibi gösterilmiştir. Bakın, 2002 Kasımında neredeyse terörün sona erdiği bir Türkiye teslim aldınız. O sene verdiğimiz şehit sayısı 7'ydi. Bu 7 şehidin 5 tanesini Kuzey Irak'ta mücadele verirken vermiştik. İktidara geldikten sonra "güvenlikçi politikalar" diye aşağıladığınız politikaların Türkiye'yi getirdiği nokta buydu. Beğenmediğiniz güvenlikçi politikalardan vazgeçtiniz, bugün bir cumhuriyet savcısını 3 haftadan bu yana Diyarbakır'da bir sokağa inceleme yapmak için sokamıyorsunuz.

Sayın Genel Başkanımız kısa bir süre önce Davutoğlu'na bir çağrı yaptı, "Sıkıyönetim ilan edin." dedi. Bu çağrıyı çok sert bir şekilde geri çevirdiniz. Güzel ama şimdi almış olduğunuz önlemlerin mini sıkıyönetimler, hatta Anayasa'ya göre sıkıyönetimin bir üst aşaması olan kısmi seferberlikle ancak izah edilebileceğini siz de görüyorsunuz herhâlde. Üstelik, sizden şunu öğrenmek istiyoruz Milliyetçi Hareket Partisi olarak: Bugün Cizre'de bir operasyon devam ediyor, güzel, etkili olduğunu da görüyoruz bu operasyonun. Ancak, 7 Haziran seçimlerinden sonra da bir operasyon başlamıştı, sekiz gün operasyon devam etti; yetkililer Ankara'ya geldiler ve dediler ki: "Durdurmayın bu operasyonu." Daha bitmedi, bitirmedik, Cizre operasyonunu durdunuz, Nusaybin operasyonunu durdunuz. Ve aradan geçen süre içerisinde PKK'nın Cizre'de herkesin gözünün önünde eksiklerini gidermesini, altyapısını yeniden oluşturmasını, bölgeye yeni silahlar, yeni cephaneler, yeni teröristler sokmasını herkes izledi. Şimdi asker, polis ve jandarma hayatlarını sizin yaptığınız hataları bertaraf etmek için ortaya atarak, şehit olarak, gazi olarak, kan dökerek temizlemeye çalışıyorlar. Doğrusu, bu konuda Türk milletine bir izahat vermek zorundasınız diye düşünüyoruz. Aldığınız nokta ve getirdiğiniz noktayı terörle mücadele ve Türkiye'nin güvenliği açısından değerlendirdiğimizde gördüğümüz odur ki güvenlikli ve terörden arınmış bir Türkiye aldınız ve bugün Suriye benzeri fotoğrafların gündeme hâkim olduğu bir Türkiye'yi oluşturmuş görünüyorsunuz. Bunun bir başarı olduğunu söylemenizin herhâlde mümkün olmadığını sizler de takdir edersiniz.

Peki, bundan sonra ne yapılmalı? Bundan sonra herhâlde Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgede gerçekleştirmiş olduğu operasyonlarının önünde engel olmazsınız; umudumuz bu. Türk Silahlı Kuvvetlerinin elini kolunu bağlamazsınız, Polis Özel Harekâtının, Jandarmanın elini kolunu bağlamazsınız ve onlar da terörle mücadeleyi son aşamasına kadar sürdürürler.

Peki, Türk Silahlı Kuvvetleri başarılı bir sonuç aldıktan sonra ne yapacaksınız? Dolmabahçe mutabakatına geri mi döneceksiniz? Birçok AKP'li yetkilinin buradan yapmış olduğu konuşmalarda da, Abdullah Öcalan'ın ne kadar önemli olduğunu ve Abdullah Öcalan'la yapılan mutabakatın ne kadar önemli olduğunu vurguladığını duyuyoruz. Yani, şu anda askerimiz, polisimiz ve jandarmamız kanını, Abdullah Öcalan'la yapılan mutabakatın tekrar gündeme gelmesi için mi döküyor? Eğer sorun, Abdullah Öcalan'la Dolmabahçe'de yaptığınız pazarlığı tekrar yaşama taşımak, gündeme getirmek ve hayata geçirmek, bunun için Türk askerinin kanı, Türk jandarmasının ve Türk polisinin kanı dökülüyorsa doğrusu bunu ne millete ne de tarihe izah etmeniz mümkün olmaz.