MHP Grubu Adına 10 Aralık 2015 Tarihli Konuşma

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Doğu bölgesi, bir bölgesel iç savaştan geçiyor. Bu bölgesel iç savaşta şu ana değin bölgesel ve küresel güçlerin bir vekâleten savaş süreci içerisinde olduğunu görüyoruz. Son günlerde gerçekleşen gelişmelerle ne yazık ki bu vekâleten savaşın asaleten savaşa dönüşme ihtimali de ortaya çıktı. Bu bölgesel iç savaş bölgede var olan ulus devletlerin etnik ve mezhep fay hatları boyunca gerçekleşiyor. Orta Doğu iç savaşının sonunda bu savaşın parçası olan ulus devletlerin etnik ve mezhepsel fay hatları boyunca parçalanması hedefleniyor. Esasen bu projenin 1974'e kadar geri gittiğini biliyoruz. 1974'te petrol krizi sonrasında dönemin önemli Amerikalı devlet adamı Henry Kissinger Arap dünyasında ortaya çıkan ve Abbasilerden sonra ilk kez görülen millî bilincin nasıl dağıtılabileceği üzerine bir çalışma yapılmasını istemişti. Bu konuda bildiğimiz ilk çalışma 1978 Haziranında Preston Üniversitesinde Bernard Lewis'in Başkanlığında yapılan gizli toplantıydı ve bu toplantıda Orta Doğu'nun Lübnanlaşması -o zaman bu kavram kullanılıyordu çünkü Lübnan değişik etnik gruplardan ve mezheplerden oluşuyordu- daha sonra da Orta Doğu'nun Balkanlaşması kavramları tartışıldı. Bernard Lewis'in Başkanlığında yapılan bu toplantıda ortaya çıkan proje, Orta Doğu'daki bütün mezheplerin ve bütün etnik grupların kendi millî devletlerine sahip olması, sonra da bunların bir Osmanlı modeliyle federasyon veya konfederasyonda birleştirilmesiydi. Bunu somut bir şekilde, bu düşünce çizgisini Şubat 1982'de Dünya Siyonist Örgütü'nün yayın organında çıkan Oded Yinon tarafından yazılan bir makalede gördük. "İsrail için 1980'lerde Güvenlik Stratejisi" başlığını taşıyan bu yazıda, Preston Üniversitesinde yapılan toplantıda ortaya atılan temel görüşün geliştirilmiş hâli ortaya kondu ve Yinon İsrail'in güvenliği için Suriye'nin 4'e, Irak'ın da 3'e bölünmesi gerektiğini ortaya attı. Yine, bu görüş, Bernard Lewis tarafından hemen 1991'de, Basra Körfezi Savaşı'ndan sonra Foreign Affairs dergisinde yazılan makalede Orta Doğu'da Arap milliyetçiliğinin bittiği ve Arap milliyetçiliğinin yerini bundan sonra radikal İslamcılığın alacağı tezi ve Orta Doğu'nun artık yeniden Lübnanlaşma süreci içerisine gireceği tezini devam ettirdi. 1996'da bu sefer Washington'dan bu tezin devamının geldiğini gördük ve Richard Perle'ün başkanlığındaki bir grubun yazdığı yazıda, Yinon'un makalesinin, yani Orta Doğu'nun parçalanması gerektiğinin ve parçalanmanın hangi halkların üzerinde olması gerektiğinin ortaya atıldığını okuma şansını elde ettik.

Tabii, belki, elimize geçen en önemli belge, Orgeneral Wesley Clark'ın -ki NATO'nun Avrupa Birlikleri Komutanı- hemen 11 Eylülden sonra Pentagonda Kasım 2001'de yaptığı görüşmede kendisine "Irak'la başlayacağız; Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali ve Sudan bölünecek." diye Pentagonlu kurmay subaylar tarafından, Amerikan kurmay subayları tarafından bilgi verildiğini anılarında yazıyor. Nihayet, Haziran 2006'da da Amerikalı istihbaratçı Ralph Peters'ın yazmış olduğu "Kanlı Sınırlar: Daha İyi Bir Orta Doğu Nasıl Görünür?" adlı çalışmayı görme imkânımız oldu. Yani, bir Balkanlaştırma konseptinin şu anda Orta Doğu'ya uygulanmaya çalışıldığını görüyoruz.

Hâl böyleyken, Orta Doğu'da büyük politikalar yapmayı hedefleyen, Şam'da Emevi Camisi'nde cuma namazı kılmayı tasarlayan, Suriye'de her köyde ne olduğunu bildiğini iddia eden iktidarın, ne yazık ki, üzülerek söylüyorum, bütün bu gelişmeler, bölgesel iç savaş gelişmeleri sırasında Diyarbakır'da on günden beri bir sokağa cumhuriyet savcısını sokamadığını görüyoruz. Evet, bir cumhuriyet savcısını bu devlet bir sokağa sokamıyor ve Sur'da PKK, bölgesel bir kalkışmanın temellerini hazırlamak için bir ayaklanma çalışması içerisinde.

Bu olurken yine Meclisin bilgisinden kaçırılan bir başka husus, müttefik güçlerin, Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere; Adana, Diyarbakır , Batman, Sinop ve Malatya'ya yerleşmek üzere hazırlık yapmaları ve Amerikalılarla yapılan askerî görüşmeler. Şimdi, bu coğrafyanın yani Amerikan askerlerinin gelmesi beklenen coğrafyanın aynı zamanda PKK'nın bir kalkışmaya hazırlandığı coğrafya olduğunu da görüyoruz. Bir an için kendi kendinize lütfen sorun "Bu, akıllıca bir iş mi?" PKK'nın kalkışma yapmayı tasarladığı coğrafyaya bu Meclisin 1 Mart Tezkeresi'nde reddettiği sayıya yakın bir Amerikan askerini getirmeyi düşünmek ve bunun konuşmalarını yapmak.

Yine, bütün bunlar olurken, bir süre önce bir Rus uçağını düşürüyoruz ve Rus uçağını düşürürken de iki gerekçemiz olduğunu söylüyor Hükûmet. Bunlardan bir tanesi, hava sahamız ihlal edildi. Bu doğru, hava sahamızın birçok kez uyarmamıza rağmen ihlal edilmesi kabul edilebilir gibi değil ama 2014 senesi içinde hava sahamız 114 kez ihlal edilmiş. Demek ki 114 uçak düşürmemiz lazım. Hadi üçüncü seferde düşürüyoruz diyelim, 114'ü 3'e bölün, 30, 32 tane, 35 tane uçak düşürmemiz gerekiyor. Demek ki bu hava sahası ihlali o kadar çok önemli görünen bir husus değil.

İkincisi, Bayır Bucak Türkmenlerini korumak için bu girişimin yapıldığı iddiası. AKP hükûmetleri, ne yazık ki, 2004'ten buyana, Orta Doğu'da bütün taraflara eşit mesafe ilkesini benimsediğinden bu yana Türkmenler yalnız bırakılmışlardır ve bu yalnızlığın sonunda sayıları 10 milyonu bulan Orta Doğu Türkmenliğinin sıklet merkezini oluşturan Suriye ve Irak Türkmenliği 1918'den buyana yiyebildiği en ağır darbeyi yemiştir ve yemeye de devam etmektedir.

Irak'ta Kerkük, Telafer, Tuzhurmatu, Beşir gibi Türkmen kentlerinde katliamlar gerçekleşirken AKP hükûmetleri susmuştur. KDP ve KYB'nin infazcıları Kerkük'te Türkmenleri infaz ederken AKP hükûmetleri susmuştur. Telafer'de ABD ve peşmerge, Telafer'i 5 kez muhasara edip saldırırken birincisinde Sayın Gül'ün karşı çıkışı dışında AKP hükûmetleri susmuştur.

Suriye'de Türkmenlere yapılan etnik temizliğin boyutlarını biz söylemiyoruz, Suriye insan hakları örgütleri söylüyor ve onlar karşı çıkarken yine AKP hükûmetleri susmuştur. Demek ki aslında Türkmenlere yönelik de ciddi bir politika yoktur ve Türkmenler de söylenildiğinin aksine, silahla Türkiye tarafından desteklenmemektedir, tek başlarına bırakılmışlardır.

Şimdi, bölgemizde büyük bir savaş yaklaşıyor. Doğu Akdeniz'de 12 ulusun 36 gemisi bir araya geldi, savaş uçakları bölgeye yığılmış durumda. Bunu çok kısa zamanda kara güçleri de izleyecek. İstemeseniz bile bu ortamdan savaş çıkabilir.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) - Ben burada sadece Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili olarak değil, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu Meclisin bu durumu öncelikle ele alması ve değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun.