23 Mart 2016 Tarihli Meclis Basın Toplantısı

Değerli basın mensupları,

Konuşmama teröre karşı verilen mücadelede şehit olan asker ve polislerimiz ise terör örgütlerinin alçakça saldırılarında yaşamlarını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır dileyerek başlamak istiyorum. Bu çerçevede üzerinde durulması gereken bir hususta onlarca insanı katleden teröristler için aileleri tarafından utanmadan taziye çadırı kurulması ve bazı haysiyetsizlerinde utanmadan bu çadırlara taziyeye gitmeleridir. Teröristler için çadır kuran aileler de o çadırlara taziyeye gidenlerde hem Büyük Türk Milletinin hem İslam dininin düşmanlarıdır. Bu vesile ile İstiklal Caddesinde katliam yapan teröristin cenazesini köylerine kabul etmeyen Gaziantep’in Şehitkamil ilçesine bağlı İncesu mahallesi halkına da sevgilerimi yolluyorum.

Değerli  basın mensupları,

Türkiye yaşamsal bir krizden geçmektedir.  Cumhurbaşkanı Erdoğan içinden geçtiğimiz süreci Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır krizi diye tanımlamıştır. Başbakan Ahmet Davutoğlu ise Türkiye’nin beka sorunu yaşamakta olduğunu ifade etmektedir. Bu iki açıklama, Ağustos 2015’de yapılmıştır. Bugün Türkiye 2015 Ağustos’undan daha da ağır bir tehdit süreci ile karşı karşıyadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından durumun ne kadar vahim olduğu anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “İstiklal Harbi veriyoruz” derken, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu vahim durumu ifade etmektedir. Erdoğan,  öğretmen adaylarının atanması toplantısında yaptığı konuşmada “Güneydoğu Anadolu’nun tekrar vatanlaştırılmasından” bahsetmiştir. AKP,  Kasım 2002’de iktidara geldiğinde Güneydoğu Anadolu vatandı. AKP ne zaman Güneydoğu Anadolu’yu kaybetti ki,  şimdi  vatanlaştırmaya çalışıyor?

AKP iktidarı devraldığında terör sıfır  noktasına yakın bir hale getirilmişti. 13 yıllık AKP iktidarının sonucu, PKK’nın Güneydoğu Anadolu’da kentleri işgal etmesi ve şimdi kentlerden tank ve top kullanılarak çıkarılmasına çalışılmasıdır. Bu ağır duruma rağmen AKP hale bir anti-terörizm  stratejisi  geliştirememiştir. Olaya bir asayiş harekatı gözü ile bakmaktadır. Türkiye’de artık hiçbir şey olağan değil iken, AKP Hükümeti ısrarla olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan etmekten kaçınmaktadır.

Önümüzdeki günlerde sıkı yönetim veya olağanüstü halin sağladığı devletin bütün imkanlarının seferber edilmesi imkanının kullanılmaması ve anti-terörizm stratejisinin eksikliği kendisini tekrar gösterecek hem PKK hem IŞİD aşağılık eylemlerini tekrar gerçekleştireceklerdir. Türkiye Ankara’yı, İstanbul’u ve diğer şehirlerini sadece  mobese kameraları, polis çevirmeleri ile koruyamaz. Türkiye’nin kendisini sınırlarının ötesinden başlayarak korumasının zamanı gelmiştir. Bu tür savunma  eylemleri genellikle örtülü operasyon niteliği taşımaktadır. Türk vatandaşlarının canını ve malını korumak için yapılacak bu eylemler meşrudur.  Ancak AKP Hükümeti bu noktada da bazı maceracı eylemlere imza atmaya hazırlanmaktadır. Buradan AKP Hükümetini bu tür yeni maceralardan uzak durmaları konusunda uyarıyoruz.

Değerli basın mensupları,

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu’daki topraklarını parçalayan Syes Picot Anlaşmasının yeniden canlandırılarak Ortadoğu’da sınırların tekrar çizilmesine çalışıldığını ifade ediyor. PKK, Suriye’nin kuzeyinde federasyon ilan etti. Terör örgütü ilerleyen aşamada Suriye’nin kuzeyinde bağımsız bir devlet ilan ederek, Türkiye’yi Suriye’de savaşa çekip, savaşı halk ayaklanmaları ile destekleyecek şekilde, Türkiye’ye yayma politikasını izleyebilir.

Davutoğlu, Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda AKP Hükümeti ile İran’ın aynı fikirde olduğunu açıkladı. Oysa kısa bir süre önce Davutoğlu El Cezire Arap’a yaptığı açıklamada Esad rejiminin Suriye’de kontrolü yitirmesine AKP’nin Suriye’de isyanı desteklemesinin yol açtığını övünerek açıklamıştı. Aynı Davutoğlu’nun çok değil, iki sene önce Suriye ile Irak arasındaki sınırın gereksiz olduğunu söylediğini bütün dünya hatırlamaktadır. Şimdi Davutoğlu, Suriye’yi bölmeye çalışıyorlar diye dert yanmaktadır. Oysa Suriye’de iç savaşı teşvik eden, Suriye’yi kan gölüne çeviren, Türkiye’yi bugün yaşadığı  felaketin eşiğine getiren, Davutoğlu’nun Sünnici-Selefici kokteyline dayanan Ortadoğu politikası ile Erdoğan’ın PKK ile teslimiyetçi müzakere politikasıdır.

Davutoğlu’nun hayalperest politikalarının neticesinde Ankara ve İstanbul, PKK ve IŞİD tarafından hedef seçilmiş, bombalanmaktadır. PKK terör örgütünün Ankara ve İstanbul’da alınan ağır önlemler karşısında bombalama hedeflerini başka şehirlere kaydırması büyük bir ihtimaldir. Bursa’da terörist eylem arayışları bu çerçevede değerlendirilmelidir. PKK’lı terörist Karasu, bombalı saldırıların bütün Türkiye’ye yaygınlaştırılacağını açıklarken bu hususun altını çizmektedir. Nitekim, 20 Mart’ta PKK Amanos Dağları'ndan Osmaniye şehrimize havan veya roket atışı yapmış ve kent içinde üç yeri vurmuştur.

Değerli basın mensupları,

Yeni şekli ile terörün aldığı boyut ve önümüzdeki dönemde girmesi muhtemel  yükselme eğilimi güvenlik alanında bazı radikal düzenlemeleri gerektirmektedir. Bunlardan birisi de GES Komutanlığı’nın tekrar Genelkurmay Başkanlığı’na  bağlanmasıdır. Önümüzdeki hafta bu konuda bir yasa teklifini TBMM’ne vereceğim. Ancak konunun aciliyetini göz önünde tutarak, buradan AKP Hükümetine GES komutanlığının Genelkurmay Başkanlığına hızla bağlanması için gereken adımları atmasını öneriyorum. 

Değerli basın mensupları,

IŞİD tarafından Ankara Gar’ında yapılan katliam sonrasında Ankara  Emniyet Müdürü görevinden  alınmıştı. Aradan aylar geçmesine rağmen AKP Hükümeti ısrarla Ankara’ya emniyet müdürü atamadı. Nihayet Kızılay’da yapılan PKK saldırısından sonra Hükümet Van Emniyet Müdürü Mahmut Karaarslan’ı Ankara Emniyet Müdürlüğüne atadı. Bu atamadan dolayı, çok geç kalınmış da olsa şahsım adına İçişleri Bakanı Efgan Ala’yı tebrik ederim.  Mahmut Karaarslan Ankara  Emniyet Müdürlüğü için en uygun isimlerin başında gelmektedir. Ankara Emniyet Müdürü Karaarslan, PKK  konusunda deneyimli bir istihbaratçı olmasının yanında Van Emniyet Müdürlüğü sırasında çok başarılı, saldırgan bir anti-terörizm pratiği geliştirerek, Van’da  terör örgütüne ağır darbeler indirmiştir. Ankara Emniyet  Müdürlüğü’nde kendisine başarılar diliyorum. 

Değerli basın Mensupları,

Bu vesile ile Ankara’daki önemli bir güvenlik zafiyetini sizin aracılığınız ile Ankaralılar ile paylaşmak istiyorum. Halkımızın alış verişinin önemli bir bölümünü gerçekleştirdiği AVM’lerde büyük bir güvenlik zafiyeti yaşanmaktadır. AVM’lerin büyük bir bölümünde x-ray cihazı bulunmamaktadır. Kamera sistemi yoktur. Özel güvenlik kuruluşlarının mensuplarının sayısı az ve eğitimleri olağanüstü zayıftır. AVM yönetimlerinin güvenlik konusunda özel bir hassasiyet göstermedikleri anlaşılmaktadır. Bazı AVM’lerin yöneticileri güvenlik önlemlerinin müşteri kaçırdığı gibi bir gerekçe ile güvenlik önlemleri almaktan kaçınmaktadırlar. Ankara’nın en büyük AVM’lerinden birisinin yönetim kurulu başkanı yönettiği AVM’de x-ray cihazı olmaması ve kamera sisteminin eksik olduğu hususunda uyarılınca, “boş verin patlatmak isteyen zaten patlatır” diyecek kadar sorumsuz davranabilmektedir. AVM’lerin güvenlik standartları hızla yükseltilmelidir. Yaşadığımız terör ne yazık ki gelip geçici değildir. Toplum olarak teröre karşı uyanık olmak gerekmektedir. Sivil toplumda kendisini korumak için önlemler almak zorundadır. Bu amaçla  hem 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetleri Yasasında gereken düzenlemeler yapılması hem AVM’lerin güvenlik yönetmeliğinin hızla yeni tehditler göz önünde tutularak yenilenmesi gerekmektedir. Halen emniyet müdürlüklerinin AVM’lerden yapmış olduğu güvenlik ile ilgili talepleri, AVM yönetimleri karşılayıp karşılamamak konusunda  serbesttirler.

Değerli basın mensupları,

Türkiye için bir diğer tehdit demografik bir bomba olan Suriyeli göçmenlerdir. AKP Suriyeli göçmenlere “yeni oy kaynağı” olarak bakmaktadır. AKP’nin Suriye iç savaşını kışkırtması sonucunda evlerinden barklarından olan 2.5 milyon Suriyeli bugün Türkiye’de yaşamaktadır.  Sadece  kamplarda yaşayan Suriyeliler için harcanan para 10 milyar Doları bulmuştur. Başbakan Davutoğlu,  sosyal maliyetin 25 milyar Dolar olduğunu açıkladı. Ancak Suriyeliler önümüzdeki dönemde ülkelerine geri dönmezler ise Türkiye’de  bugün durdursak bile önümüzdeki 10 yıl içinde bir iç savaşın çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bir  ulus devletin sınırları içinde yaşamış, büyümüş,  siyasal kültür edinmiş ulus devlet yurttaşlarını, bir iç savaş neticesinde bir başka hem de sınırdaş olan ulus devlete taşırsanız, o ülkedeki iç savaşın yapısal niteliklerini de taşırsınız. Üstelik, Suriyeliler Türkiye içinde bir etnik demografik bomba oluşturmaktadır. Örneğin Suriyeliler kısa bir süre sonra bazı illerimizde belediye başkanlarını seçecek hale geleceklerdir. Kilis’te Türkler açık bir şekilde azınlığa düşmüşlerdir. Öte yandan bu zemin cihatçı selefi, Arap milliyetçiliği ve mafya üretecektir. Bundan dolayı Türkiye’de beş yıl ikamet edenlere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesi uygulaması Suriyeliler için uygulanmamalıdır.  Son günlerde bazı basın yayın organlarında “Suriyeliler gitmezler, artık burada kalırlar, buna alışmalıyız” şeklinde bir psikolojik operasyon başlamıştır. Türk Milleti bu psikolojik operasyon ile Suriyelilere vatandaşlık verilmesine alıştırılmaya çalışılmaktadır.

AKP Türkiye’ye karşı bir çok suç işlemiştir. Artık bu büyük suça kimsenin tahammülü yoktur. Türk Milleti bağrına tahrip edici bu etnik bombanın konulmasına izin vermemelidir. Türkiye gibi ağır borçlu bir ülkenin 10 milyarlarca doları insani yardım için harcama  lüksü yoktur. Türkiye’nin Avrupa’nın tampon bölgesi ve açık hava kampı haline getirilmesine müsaade edilmemelidir. Bunun en sağlıklı yolu, Suriyelilere Suriye’de geri dönebilecekleri bir vatan vermek için gereken adımları hızla atmaktır. Bunun yolu, Suriye’de barışı sağlamaya en yakın güç olan Esad rejimi ile yeni bir ilişki biçimi geliştirmektir. AKP Hükümeti’nin Suriye’de Esad rejimine düşmanlık yapması PKK’ya Suriye’nin kuzeyinde bir devlet hediye edecektir.  PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurması, Türkiye’yi çok kanlı boğazlaşmalara sürükleyecektir. 

Değerli basın mensupları,

Şimdi sizlere Vedat Yenerer’i takdim etmek istiyorum. Sayın Yenerer, gazeteci, savaş muhabiri ve araştırmacı-yazar. Yenerer’in son kitabının adı "PKK İçindeki Gizli Ermeni Örgütlenmesi: Maşalar ve Piyonlar". Bu çok önemli ve PKK’nın çok önemli boyutunu ortaya koyan çalışmasını kamuoyu ile paylaşması için Sayın Yenerer’i ben TBMM’ne davet ettim. PKK içindeki Ermeni lobisi Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından ilk kez Türk kamuoyunun bilincine taşınmıştır. Ancak daha sonraki yıllarda bu hususun üzerinde yeterince durulmamıştır. Vedat Yenerer, PKK içindeki Ermeni oluşumunu bir efsane alanı olmaktan çıkardı ve deliller ile bilgi alanı haline getirdi. Şimdi sözü Vedat Beye bırakıyorum.