3 Mart 2016 Tarihli basın Toplantısı

Değerli basın mensupları,

PKK, 2015 içerisinde kırsal alandan yerleşim bölgelerine kayarak şehir savaşı stratejisine geçmiştir. AKP Hükümeti ve güvenlik bürokrasisi, PKK’nın kent çatışmalarına geçeceğini öngörememiştir.  AKP Hükümetinin beklentisi, 6-7 Ekim 2014’de Ayn El Arap’’ta gerçekleşen IŞİD-PKK çatışmaları sırasında çıkan kent gösterilerinin benzerlerinin 2015-2016 yıllarına damgasını vuracağı idi. Bundan dolayı, olayları kontrol altına almak amacı ile ağırlıklı olarak çevik kuvvet merkezli bir hazırlık gerçekleştirilmiştir. Bu büyük bir yanılgı olmuştur. AKP Hükümetinin nasıl böyle bir hata yaptığını anlamak zordur. Çünkü PKK’nın kent ayaklanması için çalışmaları nerede ise bütün kamuoyunun gözlerinin önünde gerçekleşmiştir. Sadece bu durum AKP Hükümetinin güvenlik konularında doğru teşhisleri koymaktan ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.

AKP Hükümetinin Çözüm süreci olarak adlandırdığı ve şimdi “PKK istismar etti” diye izah etmeye çalıştığı dönem içerisinde  PKK terör örgütü şehir savaşına ve iç savaş yaratmaya yönelik her türlü hazırlığı gerçekleştirmiştir. KCK’nın şehir yapılanması tarafından il ve ilçelerdeki PKK yandaşları örgütlenmiş ve silahlandırılmıştır. Bu bağlamda YDGH mensuplarının ön planda yer aldığı görülmekle birlikte, operasyonlar çerçevesinde YDGH gruplarının örgütün kırsal kadrosu ile desteklendiği de açığa çıkmıştır. Önümüzdeki günlerde Bahar aylarının da sıcakların artmasıyla birlikte terörörgütünün kırsal kadrolarının, il ve ilçelerde sürdürülmeye çalışılan çatışma ortamına takviye güç olacağı, terör örgütünün ele başlarının yaptığı açıklamalarından anlaşılmaktadır.

PKK terör örgütü şimdiye değin çatışmayı halk tabanına yaymaya çalışarak sözde halk ayaklanması yaratma hedefine ulaşamamıştır. Terör örgütünün bütün tahriklerine rağmen halk terör örgütüne karşı pasif bir direniş içinde olmuştur. Bir çok yerde halk güvenlik güçlerine bilgi vererek destek olmuştur. Halktan destek bulamayan PKK, terör eylemlerinibüyük şehirlere kaydırma çabası içindedir.  Ankara, İstanbul, Mersin, İzmir PKK’nın eylem arayışı içinde  olduğu kentlerdir.

Özellikle Ankara PKK  terör örgütünün öncelikli hedefi haline gelmiştir. 29 asker ve sivil yurttaşımızın yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan terör eylemi sonrasında özellikle Ankara’da güvenlik önlemlerinin en yüksek seviyeye çıkartılmıştır. Birkaç gün önce Ankara’da bütün güvenlik güçleri teyakkuza geçirilmiştir. Hava Kuvvetleri saldırısından sonra AKP Hükümeti Ankara için bazı çok geç kalmış güvenlik önlemlerini açıklamıştır. Ancak hala Ankara’ya bir emniyet müdürü atanmış değildir.Ankara’ya  neden bir emniyet  müdürü atamak bu kadar zordur anlaşılması mümkün değildir. Ankara’ya hızla terörizm konusunda deneyimli bir emniyet müdürü atanmalıdır. Ankara’da Jandarma’dan alınarak Emniyet’e verilen bölgelerin tekrar Jandarmaya verilmesinin doğru olacağını geçen hafta yaptığım açıklamada ifade etmiştim. Bu uygulama sadece Ankara’da değil, bütün Türkiye’de yapılmalıdır. Çünkü jandarma daha geniş kaynaklara ve bu bölgeler ile ilgili deneyime sahiptir.

Değerli basın mensupları,

Büyük kentlerde terörün engellenmesinde 1774 sayılı kimlik bildirme yasasının cezaların artırılarak daha etkin bir şekilde uygulanması başarı getirecektir. Ankara’da gerçekleşen son PKK saldırısında PKK’lı saldırgan günlerce bir inşaatta gizlenebilmiştir. Bu yasa daha etkin cezalar ile uygulansaydı bu gizlenme bu kadar kolay olmazdı.

Değerli basın mensupları,

AKP Hükümeti ne yazık ki, hala sağlık bir anti-terörizm stratejisi geliştirebilmiş değildir. PKK’ya karşı alınan önlemler ancak asayiş harekatı çerçevesinde değerlendirilebilecek nitelik taşımaktadır. Anti-terörizm stratejisinin yokluğu Güneydoğu Anadolu’ya yeni polisi kadroları tayini ile aşılamaz.İstanbul’da görev yapan 22.000 polise şark tayini talimatı gelmesinin diğer anlamı deneyimli kadroların Güneydoğu Anadolu’ya giderken, PKK’nın vahşi saldırılarına  İstanbul’un daha fazla açık hale geleceği anlamına gelmektedir.Bugün İstanbul’da gerçekleşen saldırı da büyük kentlerde PKK ve diğer terörist örgütler ittifakının başlattığı eylemler sürecinin bir parçasıdır.

25.000 Polis Özel Harekâtta görev alacak güvenlik personelinin yetiştirilmesiyönündeki çalışmalareğer doğru ise olumludur. Keza Bornova’daki komando alayının tugay seviyesine çıkarılması kararı da doğru bir karardır. Geç kalınmış olmasına ve sağlıklı bir anti terörizm stratejisinin eksiklerine rağmen güvenlik güçleri terör örgütünün eylemsel planlamalarına hazırlık yapmaktadırlar.

Ancak bütün bunların yanında bölgede PKK terör  örgütüne karşı mücadele eden ve çatışmalarda büyük bir deneyim kazanmış olan kadroların kolaylıkla çözülebilecek sorunlarının hala çözülmediği görülmektedir.  Bundan dolayı, Türkiye’nin bu seçkin savaşçılarından motivasyon düşüklüğünün yanında istifalar gerçekleşmektedir. “Nasıl olsa çok gönüllü var”  şeklindeki sakat bir anlayış ile deneyimli kadroların memnuniyetsizlikten dolayı istifa etmelerine aldırış etmemek büyük bir yanlışlıktır.

Değerli basın mensupları,

Siz dinlemekten sıkılsanız da Jandarma Özel Harekat ve Polis Özel Harekat mensuplarının, Özel Kuvvet Komutanlığı mensuplarının, SAT ve SAS’cıların karşı karşıya olduğu ve kolaylıkla üstesinden gelinebilecek sıkıntıların aşılması gerekiyor. Çünkü önümüzdeki  günlerde PKK terörü ve kentlerdeki çatışmalar azalmayacak, aksine artacak. Bakın, Türkiye’de terör  1968’den bu yana değişik boyutlarda gerçekleşmektedir. Ancak ilk kez 15 gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini terörün muhtemel hedefi olarak algılamıştır.   Bu da terörün hangi boyuta ulaştığını göstermektedir.

Önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin seçkin evlatlarına, seçkin savaşlarına daha fazla ihtiyacımız olacaktır. Bu gençlerimizin yiyecek, yatma, yıkanma koşulları mükemmel olarak oluşturulmalıdır. Zaten çatışma içinde bir çok gece girdikleri evlerde kalmak zorunda oldukları için ne sıcak yemek yiyebilecekler, ne rahat yataklarında yatacaklar ne de sabah kalktıklarında sıcak bir duş alabileceklerdir. Ancak bu imkanlar döndükleri zaman var olmalıdır. Basında çıkan haberlere göre 1000’e yakın Özel Harekat Polisi ayrılmak ve başka şubelere geçmek için dilekçe vermiştir. Bu  mesele İç İşleri Bakanının öncelikli konusu olmalıdır.

Ancak sıkıntılar sadece bunlar ile sınırlı değildir. Hakkarili teğmen Abdulselam Öztak’ın başındaki sözde kurşun geçirmez miğfer neden kurşun geçirmiştir? Özellikle PÖH neden gererek ileri teknoloji ürünü silahları kullanmamaktadır. POH’dan yeterince zırhlı araç, çelik yelek desteği olmadığı iddiaları doğru mudur? Ağır yaralanan polislerin diğer illere neden kara yolu ile götürülmüşler neden ambulans helikopter tahsis edilmemiştir? Bu soruların cevapları bir an önce verilmeli ve eksikler giderilmelidir. İç  İşleri Bakanı Efgan Ala’ya önerim operasyon bölgesine gidip bütün eksikleri kendi gözleri ile görmesidir.

Değerli basın mensupları,

PKK terör örgütünün şeflerinden Duran Kalkan’ın Ankara saldırısı sonrası yaptığı açıklamada; “Sisteme karşı mücadele verildiği, bu nedenle genel boykotun topyekûn direniş temelinde olması gerektiği, bunun için öz savunmanın esas olduğu, gençliğin gerillaya katılması ve YPS’yi büyütmesi, her mahallenin savunma güçlerinin olması gerektiği ve her sokakta bir YPS takımı ve hatta YPS bölüğü oluşturulmasının elzem olduğu” yönündeki açıklamalarıyla ve örgüte müzahir gruplarına yönelik talimatlarıyla birlikte Mart 2016’nın büyük bir direniş süreci olduğu vurgusu, PKK’nın ilerleyen süreçte büyük şehirlerde sansasyonel eylemler gerçekleştirme hedefini açıkça ortaya koymaktadır.

Ayrıca Duran Kalkan’ın, Kürt gençlerinin yeni örgütler kurduklarını, bu grupların daha radikal olduklarını ve bu grupları dizginleyemedikleri yönündeki vurgusu da eylem tehdidinin boyutunu göstermesi açısından çok önemlidir. İstanbul’da sıkça rastlanan neron ve türevieylemlerin, halkın can ve mal güvenliğini tehlikeye sokacak çapta sıklaştırılacağı da görülmektedir. Ayrıca Cizre’de  PKK terör örgütünün son operasyon sonunda ezilmesinden sonra yaptığı açıklamada Duran Kalkan, Cizre’de olanların Halepçe’den farkı olmadığını iddia ederek KDP’ye de tepki göstermesi, PKK terör örgütünün izleyeceği hareket tarzının yüklü olacağı şiddet  konusunda ipuçları vermektedir.

Bu somut gelişmeler ışığında, Duran Kalkan’ın açıklamasını takiben HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, Diyarbakırlılara Sur İlçesi’ne doğru yürüme çağrısı yapmıştır. Demirtaş, vatandaşın PKK tarafından ihlal edilen yaşam hakkının devlet tarafından vatandaşa geri verilmesi ve örgütün baskıcı,tehditkâr varlığının bölgeden yok edilmesi amacıyla yürüttüğü operasyonları katliam ve toplu ölümler şeklinde nitelemesi, örgütün Sur’da sıkıştığını da göstermektedir. Bu çağrı ayrıca Demirtaş ve partisinin özünde  terörist eylemler ile ilişkisinin  niteliğini ortaya koymaktadır.

Demirtaş’ın söz konusu çağrısı nedeniyle çok ciddi güvenlik riskleri taşıyan bölgede sivillerin hayatlarını kaybetmesi ve yaralanması kaçınılmaz olacaktı. Ancak kan üzerinden siyaset yapan bir partimsi yapının eş başkanının ölecek insanları ile ilgili en ufak bir sorumluluk hissetmeyeceği ortadadır.

Selahattin Demirtaş terör örgütlerinin stratejilerinden olan ‘boyun eğdirme stratejisi’ üzerinden bölge halkının güvenliğini hiçe sayarak sözde demokratik hak talebiyle halk ve devleti karşı karşıya getirmeyi amaçlamaktadır.

Güvenliği sağlanmamış bir bölgenin abluka olarak nitelendirdiği durumunun sonlandırılmasını sağlayana kadar da direnişin devam ettirilmesi çağrısında bulunması, örgütün yaratamadığı halk ayaklanmasını, örgütün müzahir tabanı ile yaratma gayesini açıkça gözler önüne sermektedir. 6-7 Ekim olaylarında da dökülen kanın arkasında Demirtaş’ın benzer yaklaşımı vardı. Selahattin Demirtaş,“Savaş ve çatışmadan medet uman” olarak nitelendirdiği devlet dışında, bağlı olduğu terör örgütüne neden il ve ilçelerdeki silahlı eylemlerini durdurma çağrısı yapamamaktadır.

Demirtaş’ın PKK’nın “haklı savaşı ve direniş” olarak mitleştirmeye çalıştığı terör eylemlerinin sonucu, son Ankara saldırısıyla birlikte 29 canın yitip gitmesiyle beraber dört buçuk yaşında gözlerini kaybeden Buse’dir.  Selahattin Demirtaş Buse’nin gözlerini kaybetmesinden memnun mudur? Teröristin evine taziyeye giden  HDP’li milletvekili Tuba Hazer acaba Buse ile karşılaşsa ona ne diyecektir? Vekilliklerini kana ve gözyaşına borçlu olanlar, kurbanların mezarları üzerinde keyif dansı yapanlar bir gün muhakkak adalete hesap vermek zorunda kalacaklardır.