14 Ocak 2016 Tarihli Basın Toplantısı

Değerli basın mensupları,

AKP Hükümetinin yanlış Suriye politikasının sonucunda güney komşumuzda yaşanan iç savaş ülkeyi geri dönülmez bir parçalanma noktasına getirmiştir.  Suriye’den 5 milyon insan Suriye dışına göç ederken, 10 milyonun üstünde insan da Suriye içinde yer değiştirmek zorunda kalmıştır.  Suriye’den kaçmak zorunda kalan 5 milyon insanın 2.5 milyonu Türkiye’ye gelmiştir.  2.5 milyon insan Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi nüfus devi ülkeler için bile çok büyük bir nüfustur. Türkiye gibi orta boy nüfusu ve orta boy bir ekonomiye sahip bir ülke için ise 2.5 milyon göçmen kabul edilebilir değildir. Esasen Sayın Davutoğlu, Suriye’den göçün başladığı günlerde Türkiye için kırmızı çizginin 100 bin Suriyeli misafir olduğunu ilan ederek, Türkiye’nin taşıyabileceği yükü açıklamıştır. 100 bin bile çok büyük bir yük iken ülkemiz bugün bu yükün 25 kat fazlasını  AKP’nin akıldışı Suriye politikasının sonucunda omuzlamak zorunda kalmıştır. Esasen, Davutoğlu, 100 bin mülteci kırmızı çizgimizdir derken çok samimidir. Çünkü Davutoğlu, kısa zaman içinde Şam’da Esad rejiminin yıkılacağını ve kendisinin de Erdoğan ile birlikte Müslüman Kardeşler ile birlikte  Şam’da Emevi  Camii’nde Cuma namazı kılacağını hesaplamıştır. Ancak yanılmışlardır. Bu yanılgının bedelini Türkiye ödemektedir. 

Suriye’den gelen nüfus Türkiye üzerinde olağanüstü büyük ekonomik ve politik bir yük oluşturmaktadır. Şu ana kadar bu nüfus için harcanan paranın hesap edilebilir olanı 8 milyar Dolardır. Türkiye gibi bir ülke için bu çok büyük bir harcamadır. 8 milyar Dolar ile yapılabilecek hizmetlerin büyüklüğü ortadadır. Üstelik gerçek harcamalar sivil toplumdan gelen ve hesaplanamayanlar ile birlikte 8 milyar doların çok üstünde olduğu gibi, mali maliyetlerin dışında toplumumuzun üstüne büyük maliyetler binmiş durumdadır.

Türkiye’nin omuzlarına binen maliyet sadece ekonomik değildir. Bir anda gelen 2.5 milyon kişi aynı zamanda ülkemizin demografik dengeleri üzerinde tahripkar etkiler yaratmıştır. Akıl ile yönetilen hiçbir devlet yönetimi yurttaşlarını böyle göz  göre göre büyük bir tehlikenin içine atmaz. 2.5 milyonluk dev  göçmen dalgası, Suriye iç savaşını da ülkemize taşımıştır. Türkiye, sadece Suruç, Diyarbakır, Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen kitlesel kıyımlarda Suriye iç savaşının etkilerini yaşamakta kalmamakta,  ülkemizin sokaklarında Suriye iç  savaşının uzantısı olan infazlar gerçekleştirilmektedir.

Değerli basın mensupları,

Suriyeli misafirlerin durumuna Allah kimseyi düşürmesin. Ülke, şehir, aile, komşu ve iş kaybederek dilini bilmediğin bir ülkede  hayata sıfır noktasının altında başlamasının ne kadar hüzünlü bir süreç olduğunu tahayyül etmek bile zordur. Türkiye’ye gelen Suriyelilerin çok önemli bir bölümü yapılan bunca harcamaya ve fedakarlığa rağmen çocuklarının ve  kendilerinin yaşamlarını tehlikeye atarak Türkiye’den Avrupa ülkelerine kaçmaktadırlar. Bu  aynı zamanda kalanların büyük ölçüde mutsuz, yolunu bulamadıkları için kalan ve patlamaya hazır bir grup olduğunu göstermektedir.

Değerli basın mensupları,

AKP Hükümetinin yapması gereken Suriye’de bir an önce barışın sağlanamasının  koşullarına katkıda bulunmak iken, Erdoğan, Aralık 2015’de Esad rejimi de içinde olduğu için Irak, İran, Rusya ve Suriye’nin kurduğu koordinasyon merkezine katılmayı reddetmiştir. Özetle, AKP Hükümetinin gerçekleştirmesi mümkün olmayan Esad’ı devirme politikası hala devam etmektedir.

Değerli basın mensupları,

Avrupa Birliği ile yapılan  Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde AKP Hükümeti 3 milyar Avro karşılığında 530 bin mülteciyi daha ülkemize almayı kabul etmiştir. Neticede Türkiye, Dünyada en fazla mülteci bulunduran ülke konumuna gelmiştir. Tekrar ediyorum. Türkiye, dünyada en fazla mülteci bulunduran ülke konumuna bir  kaç sene içinde AKP’nin akıl dışı politikalarından dolayı gelmiştir. AB’de Türkiye’yi bir tampon ülke, bir mülteci deposu olarak kullanmak istemektedir.

Şimdi iktidarın yeni bir akıl dışı politika izlemeye karar almıştır. Suriyelilere Türkiye’de çalışma izni verilmiştir. Türkiye gibi TUİK verilerine göre % 10.4 işsizliğin olduğu bir ülkede Suriyelilere çalışma izni vermek kendi işsizlerinizi ebediyen işsizliğe mahkum etmektir. Bu adım işsiz yurttaşlarımızın bundan sonra iş bulma imkanlarına  ağır bir darbe indirecektir.  Ancak asıl mesele bu adımın Suriyelilere yurttaşlık verilmesinin ilk aşaması olmasıdır. AKP, yeni bir oy deposu olarak gördüğü Suriyelileri Türkiye için ortaya çıkaracağı güvenlik sorunları başta olmak üzere bütün sorunlarına rağmen yurttaşlığa almanın alt yapısını hazırlamaktadır. Özetle, akıl dışı başlayan Suriye politikası akıl dışı bir çizgide istikrar içinde ilerlemektedir.    

Değerli basın mensupları,

Geçen hafta bir MHP Heyeti olarak KKTC’yi ziyaret etmiş ve KKTC ile Rum kesimi arasında devam eden müzakereler konusunda bilgi almıştık. Gezimiz sizlerin katıldığı bir basın toplantısında değerlendirmiştik. KKTC Cumhurbaşkanlığı çevrelerinden gezimiz sonrasında yaptığımız değerlendirmeler ile ilgili olarak yapılan açıklamada “Kıbrıs Türk halkına saygısızlık “ ifadesi kullanılmıştır. Biz KKTC Cumhurbaşkanlığı ile herhangi bir polemiğe girmek istemiyoruz. Aksine Kıbrıs Türk halkının  onurlu ve büyük bir mücadele sonrasında kazanmış olduğu bağımsızlığına ve bağımsızlığını taçlandırdığı devletine duyduğumuz saygıdan dolayı, KKTC’nin tarihe gömülmesine karşı çıkıyoruz. Kıbrıs Türk halkına saygısızlık yapan bu halkın bağımsız bir devlete sahip bir halk olarak yaşama hakkını savunan MHP değil, Kıbrıs Türkünün devletini yok etmek için çalışanlardır.

Değerli basın mensupları,

Güneydoğu Anadolu’da AKP’nin terör örgütünün önünü açması neticesinde gerçekleşen PKK  yığınağını ortadan kaldırmak amacı ile başlayan polis ve jandarma operasyonları TSK’nın verdiği destek ile devam etmektedir. Güvenlik güçlerimizin başarısı için dua ediyor, Allah’tan çocuklarımızı korumasını diliyoruz. Ancak olayların gerçek boyutu konusunda AKP Hükümetinin kamuoyunu karanlıkta bıraktığının farkındayız.  AKP’nin sansürünü aşan haberlerden Şırnak’a 750 PKK’lının girdiğini öğreniyoruz. Cizre’ye ise yeni 850 teröristten oluşan bir grubun sızdığı ifade edilmektedir. Kamuoyu sahte başkanlık tartışmaları ile meşgul edilirken, ülkemiz bir felaketin içine hızla çekilmektedir.