:: Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ ::
Gelecek 1000 Yılda Da Burdayız / ANKARA - 2004   Yeniden Türk Milliyetçiliği / ANKARA - 2004   21.Yüzyılda Türk Milliyetçiliği / ANKARA - 2004   Türk Tarihinin ve Geleceğinin Jeopolitik Çerçevesi / ANKARA - 2003   Irak'ta Amerikan ve Türk Politikaları / ANKARA - 2003   Avrupa Birliği'nin Türkiye Politikaları / ANKARA - 2003   TÜRKİYE-AVRUPA BiRLİĞİ İLİŞKİLERİ / ANKARA - 2003   3 Kasım 2002 Seçimleri ve MHP / ANKARA - ARALIK 2002
VİDEO
Tanıdığım Ümit ÖZDAĞ
Turan Dergisi
Bizim Ocak - Ocak92
Bizim Ocak - Nisan92
  :: Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ ::
Necip Türk Milletine ve nesl-i atîye tavsiyem şudur ki, sinesinde yetiştirerek başına geçireceği kişilerin kanındaki ve vicdanındaki cevher-i asliyeyi tahlil etmekten bir an feragat etmesin.   Kemal ATATÜRK
:: Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ ::
AKP, 1000 Yıllık Telafer’i Barzani’ye Teslim Ediyor [09.05.2008]

Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ*

Telafer Türkmenleri arasında Sünni Türkmen-Şii Türkmen çatışması çıkarmak amacı ile de Amerikan-Barzani ittifakı tarafından değişik komplolar düzenlendi ve Sünni Türkmen gruplar arasında kısmi çatışma çıkarmada başarı da olundu.


Birleşmiş Milletler'in Barzani yanlısı Irak temsilcisi Stefan Mistura tarafından hazırlanan Irak'ta İhtilaflı Bölgelerle ilgili Çözüm Planı’na göre, 450 bin Türkmen’in yaşadığı ve %100 Türkmen olan Telafer kenti ve yine %100 Türkmen kenti olan Altunköprü, Kürt Federe Devleti'ne bağlanacak. Diplomatik kaynaklardan gelen bilgilere göre Barzani Yönetimi, Irak Anayasası'nın Kerkük'te referandum yapılmasını öngören 140. maddesinin uygulanmaması karşılığında, İhtilaflı Bölgelerle ilgili Çözüm Planı çerçevesinde Kerkük ve Musul vilayetlerine bağlı birçok ilçeyi ele geçirecekler.

Yine diplomatik çevrelerin verdiği bilgiye göre BM'nin Irak temsilcisi Stefan Mistura'nın hazırladığı plan Barzani'ye Kerkük referandumu ile ele geçirmeyi hedeflediği toprakların %70'ni verecek.

Alınan bilgilere göre Mistura'nın raporu, Kürt Federe Devleti'ne Musul Vilayeti'ne bağlı Suriye sınırında Arap, Kürt ve Türkmenlerden Sincar bölgesini, sadece Türkmenlerin yaşadığı Telafer kentini, Musul-Erbil arasındaki Mahmur bölgesini, halen Barzani'nin yasa dışı olarak yönettiği ancak Kürt Federe Devletine ait olmayan Altunköprü Kürt bölgesine bırakılacak. Böylece Federe Kürt Devleti kontrolü altındaki alanı büyük ölçüde genişletecek. Böylece Federe Kürt Bölgesi Suriye'nin Kamışlı bölgesindeki Kürt bölgesi ile sınırdaş hale gelecek. Barzani, bu süreci Büyük Kürdistan'a giden yolda ilk adım olarak görüyor.

BM Irak temsilcisi Stefan Mistura, kısa bir süre önce Federe Kürt Devleti yetkilileri ile Selahattin yolu üzerindeki Hanzat Otelinde buluşarak planın detayları üzerinde anlaşmış görünüyor. Stefan Mitsura, planla ilgili Türk Dışişleri Bakanlığı Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Murat Özçelik'e de bilgi vermiştir.

Telafer'in Kürt Federe Devletine bağlanması ile Türkiye'nin Kerkük ile bağlantısı da kesilecek. Barzani, Telafer'i Kürt bölgesine bağlayıp kent üzerinde hakimiyetini sağlamlaştırdıktan sonra 2008 Ekim ayında yapılacak yerel seçimlerde Kerkük'te KDP-KYB'nin başını çektiği ortak liste ile Kerkük yerel meclisini ele geçirmeyi ve yerel meclisten Kerkük'ün Federe Kürt Devleti'ne bağlanması kararını çıkarmayı hedefliyor.

Amerikan ordusu Telafer kentine saldırı düzenledi

450 bin Türkmen'in yaşadığı, nüfusun %75'ini Sünni Türkmenlerin, %20'sini Şii ve %5'ini ise Alevi-Bektaşi Türkmenlerin oluşturduğu Telafer'de ise Türkmenler, 2004'ten bu yana kenti Barzani'ye teslim etmek isteyen Amerikan Ordusu ve Barzani peşmergelerine karşı amansız bir savaş sürdürüyorlar. Telafer'in Türkmen kimliği ve Kürt Federe Devletine bağlanmaması için savaşan 10 bine yakın Türkmen gerilla başlıca Türkmen örgütleri, "Sultan Abdülhamit Kıtaları" (Ketaip Sultan Abdülhamit), "Fatih Sultan Mehmet Kıtaları" (Ketaip Muhammed El Fatih) ve Cemaat de denilen grupta örgütlenmişlerdir. Cemaat grubu, halen Irak İslam Devleti adlı bağlı olarak peşmergelere ve Amerikan Ordusuna karşı savaşıyor.

2004'ten buyana Amerikan Ordusu, kentte EI Kaide olduğu iddiası ile peşmergelerle birlikte Telafer kentine yönelik altı büyük saldırı düzenledi. Birinci Amerikan-Peşmerge Operasyonu Kara Tayfun Eylül 2004'te gerçekleşmiştir. İkinci operasyon Mayıs 2005'te, üçüncü saldırı Haziran 2005'te, dördüncü ve beşinci saldırı "Hakları İade Operasyonu" çerçevesinde iki aşamalı olarak Eylül-Ekim 2005'te gerçekleşmiştir. Altıncı Saldırı "Dük Operasyonu" Nisan 2006'da gerçekleşmiştir.

Ancak bu ağır saldırılara rağmen Telafer'deki Türkmen direnişi durdurulamamıştır. Telafer Türkmenleri arasında Sünni Türkmen-Şii Türkmen çatışması çıkarmak amacı ile de Amerikan-Barzani ittifakı tarafından değişik komplolar düzenlendi ve Sünni Türkmenlerle Şii Türkmen gruplar arasında kısmi çatışma çıkarmada başarı da olundu. Ancak bu tahrikler Telafer'de Türkmen direnişini kıramadı. Telafer'de direniş hala devam etmektedir. Telaferliler bu çatışmalarda 5000 şehit vermişlerdir. 7500'den fazla Telaferli Irak ve peşmerge hapishanelerinde en ağır işkenceleri görmeye devam etmektedir.

Telafer'de Amerikan birliklerinin yanında 8000 peşmergenin işgali devam etmektedir. Kent merkezinden göç eden 70 bin Telaferli Telafer etrafındaki köylere ve Musul'a sığınmışlardır.

Telafer'deki gelişmeler www.telafer.com’da

Telafer ve Altunköprü'nün Kürt Federe Devleti bölgesine bırakılması konusunda Barzani yönetimi ile ilişkileri yoğunlaştırma kararı alan AKP Hükümetinin ise Telafer'in Federe Kürt Devletine bağlanmasına bazı gösteri niteliğindeki çıkış ve açıklamaların dışında karşı çıkmayacağı diplomasi kulislerinde konuşuluyor. "Kerkük'te referandumun iptal edilmesini" kamuoyunun gözünü boyamak için kullanan AKP Hükümetinin Telafer'e en ufak bir ilgi göstermediği ve Telafer Türkmenlerinden gelen yardım isteklerine kısıtlı Kızılay desteği dışında bir yardım cevabı vermediği biliniyor. Esasen AKP Hükümetinin bugünlerde Irak’ta ana meselesinin Irak Türkmen Cephesi’nin İslami bir yapıya kavuşturulması ve İhvani Müslimin (Müslüman Kardeşler Örgütü) aracılığı ile Irak İslam Partisi ile aynı çizgiye sokulması hedefleniyor. AKP Hükümeti bu amaçla, ITC Genel Başkanı Dr. Saadettin Ergeç'i tasfiye ederek, ITC'nin başına adı Türkmen Adalet ve Kalkınma Partisi iken çok göze battığı için Türkmen Adalet Partisine çevrilen Enver Bayraktar'ı geçirmek istiyor. Bu gelişmeler karşısında K. Irak ve Türkmen meselesi ile ilgili sorumluluğu Şubat 2008'de Dışişleri Bakanlığına devreden Genelkurmay Başkanlığının nasıl tepki vereceği merak ediliyor.

Öte yandan Telafer'deki son gelişmeleri kamuoyuna iletmek amacı ile www.telafer.com adlı bir internet sitesi yayına başladı. Bu internet sitesi Telafer'deki gelişmeleri günlük olarak dünya kamuoyuna duyuracak.

*21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü

3 Mayıs Türkçüler Bayramı [03.05.2008]

Prof. Dr. Ümit Özdağ*

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk milliyetçisi asker ve sivil kadroların, Türk milliyetçiliğine dayanarak sürdürdükleri Türk İstiklal Harbi’nden sonra, kurucu ideolojisi Türk milliyetçiliği olarak Ziya Gökalp’in temel çerçevesini çizdiği bir zeminde büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur. Bu devletin birçok özelliği vardır. Hukuk devleti olması, sosyal devlet olması, laik devlet… Ancak bu devletin en temel özelliği bir Türk devleti olmasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yaşam alanlarını, bütün menfaat ve tehdit tanımlamalarını Türk milliyetçiliği zemininde gerçekleştirmiştir. Türk Milleti, onun döneminde Türk olduğunun bilincine yoğun bir şekilde varmış, Türklüğü ile gurur duymasının en doğal hakkı olduğunu öğrenmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk milliyetçiliği konusundaki kesin, katı ve tavizsiz tavrı, milli kimlik zaafı içinde olanların başlarını önlerine eğmelerine, Onun gibi düşünüyor davranmalarına yol açmıştır. Çünkü Atatürk, Türklüğün üstün vasıfları konusunda en ufak bir tereddüt içinde gördüklerini asla affetmemiştir. Atatürk’ün kaybından sonra Türk milliyetçiliği devlete ve topluma hakimiyetini sürdürmeye devam etmiştir. Bu 1944’e kadar devam etmiştir. 1944’te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Türk milliyetçiliği konusunda 2. Dünya Savaşı’nda Rus-Alman muharebelerindeki gelişmelere koşut olarak geri adımlar atmaya başlamıştır. 3 Mayıs 1944’te Türk gençliği İnönü’nün politikalarına karşı ayağa kalkmıştır.

Bugün 3 Mayıs 2008… 3 Mayıs 1944’ün üzerinden tam 64 sene geçti. Bu 64 sene içinde Türkiye olması gereken yerin çok gerisinde kaldı. Elbette bu 63 senede Türkiye’de nüfus arttı. Yeni okullar açıldı. Fabrikalar inşa edildi. Türk ordusu daha güçlü bir ordu haline geldi. Ancak yine de Türkiye olması gereken noktanın çok gerisinde bir noktada… Büyük sorunlarla karşı karşıya… Hatta Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana karşı karşıya olduğu en büyük tehdidi göğüslemek zorunda kalıyor. Türk Milleti’nin büyük bir bölümü, ülkemizin ve milletimizin karşı karşıya olduğu büyük tehdidin bilincinde milli bir tepki ve uyanış içinde…

63 senelik bir sürecin sonunda bugün içinde bulunduğumuz durumun esas nedeni, ekonomik geri kalmışlıktan PKK terörüne uzanan ağır meselelerin kökeni, 3 Mayıs 1944 ile 19 Mayıs 1944’te aramak gerekiyor. 3 Mayıs 1944, ağır diktatörlük koşulları altında bile Türk gençliğinin İsmet İnönü’nün Atatürk’ün tanımladığı Türk milliyetçiliğinden sapmasına tepki vererek sokağa çıktığı gündür. Atatürk döneminde ilk, orta ve lise öğrencisi olarak, keskin ve ileri bir Türk milliyetçiliği eğitimi almış olan üniversite gençliği, İnönü döneminde bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamış ve nihayet 3 Mayıs 1944’te dönemin küçük Ankara’sında 10 bin üniversite öğrencisi Türk milliyetçiliğine İnönü iktidarı tarafından yapılan saldırılara “hayır” diyerek sokağa çıkmıştır.

3 Mayıs 1944’te sarsılan Cumhurbaşkanı İnönü, 12 Kasım 1944’ten beri sürdürdüğü politikayı bu tepki üzerine 19 Mayıs 1944 törenlerinde verdiği nutuk ile açığa dökmüştür. İnönü’nün 19 Mayıs 1944 nutkunun özeti şudur: “1923’ten bugüne değin Türk milliyetçisi olmak her Türk vatandaşı için bir görevdi. Artık bu bir görev olmaktan çıkmış ve tercih olmuştur.” İnönü’nün bu mesajını alan ve Atatürk döneminde susmuş, sinmiş veya milliyetçi görünmüş çevreler derhal Türk milliyetçiliğine karşı bir kültür savaşı başlatmışlardır.

O günden bugüne Türk milliyetçiliği adım adım geriletilmeye çalışılmış, önce içi boş bir bürokratik milliyetçiliğe dönüştürülmüş, sonra içinde Atatürk’ün zerresi olmayan bir “Atatürk milliyetçiliği” ortaya atılmıştır. Varılan nokta artık devletin Türk karakterinin başbakan seviyesinde tartışıldığı bir noktadır. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş felsefesi olan Türk milliyetçiliğinden ayrıldığı gün, rotası bozulduğu için bugün ulaştığımız noktaya varmış olması şaşırtıcı değildir.

*21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı

Yeni Bir “Süleymaniye” Girişimi [06.03.2008]

Prof. Dr. Ümit Özdağ*

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Hakkari, Siirt ve Çakırsöğüt komando ve jandarma komando tugayları ile Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine 21-29 Şubat 2008 tarihleri arasında düzenlemiş olduğu kapsamlı harekat Türk Ordusu’na ve Türk Milleti’nin Ordusuna duyduğu inancı eritmeye yönelik bir psikolojik harekata dönüşmüştür. Ne yazık ki, bu psikolojik harekata bazı basın mensupları ve muhalefet partileri de aldıkları tutumla destek vermektedirler. AKP iktidarı ise gelişmeleri “Ordu-Muhalefet çatışması” dar denklemi içinde ellerini ovuşturarak izlemektedir.

Bu noktaya nasıl gelinmiştir? Türk ve Amerikan Genelkurmay Başkanlığı ile değişik seviyelerde ön görüşmelerinin yapıldığı bir dönemden sonra 21 Şubat saat 19.00’da üç Türk tugayı, takriben dokuz bin asker Kuzey Irak’taki PKK kamplarına savaş uçakları ve savaş helikopterleri desteğinde girmişlerdir. Harekata Türkiye’den zırhlı birlik desteği verilmemiştir. Harekatın ilerleyen aşamalarında Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’ta konuşlu zırhlı birliklerinin ilerleyen komando birliklerine sınırlı desteği olmuştur.

Harekata katılan asker sayısı ve zırhlı birliklerin harekata destek vermemesi, operasyonun coğrafya ve zaman açısından sınırlı olacağını daha ilk günden göstermiştir. Ancak daha ilk günden Türk basınında çıkan haberler operasyon ile ilgili büyük bir “abartı bombardımanı” başlatmıştır. Harekat devam ederken, operasyon ile ilgili abartılı haberler, “Kandil’e hava indirmesi” gibi noktalara ulaşmış, kurulacak tampon bölge tartışmaları yapılmaya başlanmıştır. Harekatın sınırlı olduğuna dair Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklamalar kamuoyuna yeterince ulaşmamıştır. Böylece Türk kamuoyunda harekatın kapsamı ile ilgili beklentiler artmıştır.

Öte yandan 21 Şubat 2008 saat 19.00’da başlayan harekat ağır kış koşulları ve yoğun bir terörist direnişi altında gerçekleşmiştir. Ağır kış koşulları PKK’nın uzaktankumandalı bomba kullanmasını engellerken her asker ve birliğin omuzlarına başka engeller yüklemiştir. 2003 sonrasında bulundukları korunakları en geniş şekilde tahkim etme imkanına kavuşan teröristler beklemiş oldukları operasyona karşı sert bir direnç göstermişlerdir.

İstediği sonuçlara ulaşan Türk birlikleri 26 Şubat’ta Kuzey Irak’tan kademeli olarak çekilmeyi başlatmışlardır. Bir ordunun en büyük zaaf içinde olduğu aşama, bir dağcı gibi dağa tırmanma değil, dağdan inme, yani geri çekilme aşamasıdır. 26 Şubat’ta takriben 800 asker Türkiye’ye dönmüş ve daha sonra ki günlerde geri çekilme kademeli olarak devam etmiştir. Bu noktada ilginç bir şey olmuş ve Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates 27 Şubat’ta Hindistan’dan yaptığı açıklamada “Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’tan bir-iki hafta içinde geri çekilmesini” istemiştir. R. Gates, aynı talebini 28 Şubat’ta Ankara’da yaptığı temaslarda tekrarlamış, Washington’dan Bush’da Gates’in taleplerine destek vermiştir. Bu aşamada yani 28 Şubat’ta Türk birliklerinin geri çekilmesi hızlanarak devam etmektedir.

Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ise R. Gates ile yaptığı görüşmeden sonra “Zamanın izafi olduğunu” ve “harekatın bir gün de bir yıl da sürebileceğini” açıklamıştır. Bu noktada Org. Büyükanıt’ın önünde aslında iki seçenek vardır. Birincisi, R. Gates’e ve kamuoyuna “Türk birlikleri geri çekiliyorlar zaten neden kalkıp geri çekilsinler diye açıklama yapıyorsunuz?” diye sormaktı. Bu durumda Irak’tan çekilen birliklerin karşı karşıya olduğu risk artacaktı. İkincisi ise ordaki birliklerin işini kolaylaştıracak şekilde harekatın daha uzun süre devam edeceğini söylemekti. Bunun başka psikolojik sonuçları olacaktı. Ancak Genelkurmay Başkanı hayatı kendisine emanet edilen her Türk genci için bu riski kişisel olarak üstlenmek zorundaydı ve Org. Büyükanıt’ta bunu yapmıştır.

Peki, Bush Yönetimi, geri çekildiğini bildiği bir orduya “geri çekilin” baskısını neden yapmaktadır? Amerikan Yönetiminin 25 Şubat’tan itibaren geri çekilmenin başladığından haberi yok mudur? Bu çok mümkün görünememektedir. Çünkü geri çekilmenin 26 Şubat’ta başladığı açık kaynaklardan dahi izlenebilecek bir gelişmedir. Bu şartlar altında Amerikan Yönetiminin bu açıklamalarının tek izahı vardır. ABD, Süleymaniye’de olduğu gibi Türk Ordusu’nu küçük düşürmeyi hedeflemiştir.

Harekata katılan Türk birliklerin yapısı ve hedefleri Amerikalı askeri uzmanlar tarafından incelenmiş, böyle bir operasyonun üç haftadan daha fazla devam etmeyeceği tespit edilmiş ve birinci haftanın sonunda “bir-iki hafta içinde operasyonu bitirin” açıklaması yapılmıştır. Üstelik muhtemelen operasyon öncesinde Türk tarafı gayri resmi olarak, “bize böyle bir operasyon için 10 gün yeter” demiş olmasına rağmen, en üst düzeyden Amerikan açıklamaları gelmiştir. Böylece operasyon örneğin 29 Şubat’ta değil de 12 Mart 2008’de de bitse “ABD’nin telkini ile bitti” intiaı bütün kamuoyuna yayılacaktır.

Bir başka yorum ise Amerikan Başkanı ve Savunma Bakanı’nın açıklamalarının sadece Barzani ve Talabani’yi tatmin etmeye yönelik olduğudur. “ABD bu açıklamaları ile KuzeyYönetimini yatıştırmayı hedeflemiştir” denilmektedir. Bu çok iyi niyetli bir yaklaşımdır. Eğer bu yaklaşım doğru olsa idi Amerikanlı yetkililerin anılan çevreleri yatıştırmak için “kesin sesinizi, Türk Ordusu işini bitirdi geri çekiliyor” demesi daha makul olurdu.

Üzücü olan meselelerin arka planını bilmesi gereken basın mensuplarının dahi halkta haklı olarak ortaya çıkan tereddüt ve kızgınlıkları giderici ve bu psikolojik operasyonu engelleyici şekilde değil, aksine besleyici ve etkisini artırıcı tarzda yayın sürecini benimsemiş olmalardır. Oysa Amerikan baskısı ile geri çekilme gerçekleşmiş olsa bu baskının birinci muhatabı olması gereken Başbakan Erdoğan’ın harekatın biteceğinden haberi dahi yoktur.

Bu arada daha vahim olan ise devlet sorumluluğuna sahip olması gereken muhalefet partileri Türk Ordusu’na yönelik bu operasyonu etkisiz kılacak bir tavır sergilemektense bilinçsiz bir şekilde psikolojik operasyonun parçası olacak şekilde hareket etmektedirler. AKP ise kenara çekilmiş Türk milletine ve devletine zarar veren bu tartışmayı ellerini ovuşturarak izlemektedir. AKP’yi destekleyen liberal çevreler de Genelkurmay Başkanlığı’nın başarılı olmasının ve başarılı olarak görünmesinin Türk Ordusu’nun prestijini artırmasından ve bunun iç politik sonuçlara yansımasından endişe duymuşlardır. Özetle, ABD psikolojik operasyonu karşısında Türk Genelkurmay Başkanlığı olağanüstü yalnızlaştırılmıştır.

Genelkurmay Başkanlığı ise iletişim çağında psikolojik operasyon konusunda zayıf olduğunu bir kez daha göstermiştir. 21. yüzyılda psikolojik savaş her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Psikolojik savaş konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en kısa zamanda iletişim bilimi uzmanları ve psikolog/psikiyatristler başta olmak üzere konu uzmanları ile kapsamlı bir çalışma başlatmalıdır. Çünkü görüntünün gerçekten daha önemli olduğu süreçler vardır.
* 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı

Toplam Güncel Yazı:11 Sayfalar:1[2][3][4]
 :: Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ ::

Makale - Yazı Ara :

Prof. Ümit Özdağ Gündemi Değerlendiriyor [19.11.2007]

22 Temmuz 2007 Seçimleri ve MHP [19.11.2007]

Kerkük Krizi ve Türkiye’nin Irak Politikası [19.11.2007]

Toplam Makale - Yazı: 602 [ YAZILARIN TAMAMI ]